Işıklandırmadan başka, yeni hükümet Kapiya’ya temizlik de getirmişti. Eskiden meyve kabukları, karpuz çekirdekleri, findık, ceviz kabukları; rüzgâr ya da yağmur gelip onları sürükleyinceye kadar bütün gün köprünün taşlarını kaplardı. Şimdi belediye temizlik işçisi gelip her sabah köprüyü süpürüyordu. Kimse buna itiraz etmemişti. Çünkü insanlar, ihtiyaçlarına ve geleneklerine cevap vermese bile temizlikten hoşlanırlar. Ama tabiî bu işi kendileri görmemek şartıyla.
Bu kasaba halkının eğitimi kıt, kafası kalın ve muhayyilesi zengin olduğundan, yazıyı herkes kendine ve anlayışına göre yorumluyordu. Bu da bir toplumun önüne serilen her (metin) gibi orada, iyi niyetli veya kötü niyetli, akıllı veya deli, bilgin ya da cahil, herkesin istediği gibi yorumlayacağı, ölümsüz bir taşin üstünde ölümsüz kalacak bir yazı oldu. Dinleyenlerden de herkes, karakterine en uygun, kulağına en tatlı gelen misralari hatırında tutuyordu. Ve böylece, orada herkesin gözü önüne serilen bu yazı, sert taşa kazılmış bu misralar, ağızdan ağıza geçerken, başka kılığa bürünüyor, bazen saçmalaşacak kadar değişiyordu.
Çok eskiden, biri (herhalde bir yabancıydı ve şaka ediyordu), bu Kapiya’nın kasabanın kaderi ve kasabalıların karakterleri üstünde büyük bir etki yaptığını söylemişti. Vişegradlıların, hayâl kurma ve düşünceye dalma eğilimlerinin, karakterlerindeki o üzgün sessizliğin nedenini, Kapiya'da geçirdikleri o uzun düşünceye dalma saatlerinde aramak gerekir, demişti.