Nerede gõrdüm ben bu pozu?
Nerede gördům? Ha, bir gùn Bergamada bir eski mermerin ustunde, bir kabartmada gõrdüm. O kadın omuzundan
dūğmeli, dar ve ince bir entari giyiyordu. Bir ayağı, pozu alırken hafif çıkıntı teșkil eden kalça tarafinda, eteginin altından dışarıya dogru uzanıyordu. Uzun, narin ve kūçucük ayaklar... Tipkı bununkiler gibi. Ne tuhaf, bununkiler gibi
İşte, simdi būtūn bu musibetlerden kurtulacağumiz gùn gelmiş. Zaten, yeșil sarıklı evliyalar ne tủfek kullanırmış, ne top. Bir okuyup üfürdüler mi, önleri důmdůz olup yürürlermiş.
Sonra gene içimizden bir ses, "Artık imkân kalmadı," der.
Bunun anlami, o donüp bize gelse de artik hayatımızda ona hiçbir yer vermeyeceğiz, demektir. Çünků, artik o, bizim nazarımızda, temizlenmeyecek surette kirlenmiștir. Tazelenmeyecek derecede çūrümüştür, kokmuștur
Bunun nedeni Tūrk Aydını, gene sensin. Bu viran ülke ve yoksul insan kitlesi için ne yaptın? Yillarca, yüzyıllarca
onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak ůstūne attıktan sonra, șimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.
Anadolu halkının bir ruhu vardi, nūfuz edemedin. Bir kafası vardı. aydınlatamadın Bir vůcudu vardı, besleyemedin. Üstůnde yaşadığı bir toprak vardı! lşletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksullugun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru gõğūn arasında bir yabanî ot gibi bitti. Şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu isirganları, bu kuru dikenleri mi? Tabiî ayaklarına batacak. lște, her yanın yarılmış bir halde kanıyor ve sen, acıdan yūzūnů buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu șey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir.