"Bir yerden gelip bir yere gitmemek asıl asıl asılsızlık bu."
Bu sözler henüz 18 yaşında kitabını yayınlatan Şule Gürbüz'ün Kambur isimli kitabının belki de en can alıcı noktası. Kendisini İlber Ortaylı'nın Bir Ömür Nasıl Yaşanır kitabında tavsiye edilen kitaplar kısmını görünce farkettim.
İsmiyle müsemma kambur bir kadının kısa ama vurucu bir anlatımı. Kitapta göze çarpan bir olay yok. Bir iç sıkıntısı, hayata karışamama belki de hayattan dışlanma var. 90 sayfalık kitaptan boşlukları çıkardığımızda okunacak olan sadece 50-60 sayfa kalıyor. Ama emin olun ki kitabı bitirdikten sonra bu kadar kısa anlatımda eskilerin sehl-i mümteni dediği sanatı göreceksiniz.
Eğer insan çok fazla şeye gereksinim duyuyorsa, bu büyük bir yoksulluğun göstergesidir.
Tanrılarını kendi elleri ile yok edip yerine ölü tabular koyan Avrupalıların Samoa'da bir adaya ışık götürme hikayesidir Göğü Delen Adam. "Bize, ışığı getireceğini inandırmıştınız oysa sizin niyetiniz bizi de kendi karanlığınıza çekmekti." diyecek kadar arif bir yerlinin ağzından Papalagi'nin hikâyesi.
Peki kitabın orijinal ismi olan Papalagi nedir? Papalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse göğü delen anlamına gelir. Samoaya ilk misyoner bir yelkenli gemi ile gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O göğü delip gelmişti.
"Beyaz Adam budala ve kördür. Gerçek mutluluğa karşı sağırdır ve bu utancını gizlemek için kat kat örtülmesi gerekir."
"Yalnız yolunu şaşırmış, hastalıklı ve Tanrının elini elinde hissetmeyen insanlar bu taştan şehirler arasında güneşten, ışıktan ve rüzgardan yoksun kalarak mutlu olabilirler."
"Avrupa'ya sevginin tanrisindan söz edecek olsan, yüzünü buruşturur ve güler. Senin düşüncenin yalınlığıyla alay eder. Ama pırıl pırıl bir yuvarlak metal ya da koca bir ağır kağıt uzatacak olursan, o an gözleri ve dudaklarının arasından salyalar akar. Onun paradır, tanrısı paradır. Onlar, yani beyazların uykularında bile bunu düşünürler. Öyleleri vardır ki ha bire yuvarlak metal ve ağır kağıt tutmaktan elleri kangren gibi olmuş, duruşları orman karıncasının bacaklar gibi
yamulmuştur. Kimileri vardır, para saymaktan gözleri körelmiştir. Para uğruna mutluluklarını, vicdanları yitirenler; gülmekten, onurundan, sevincinden, hatta karısından, çocuğundan olanlar vardır. Çoğu, sağlığını bile bunun uğruna feda eder. Yuvarlak metal ve ağır kağıt