Sokağa çıktığımda karşılaştığım kalabalıktan rahatsız olsam da bundan kaçamıyordum. Fakat insanlara artık daha farklı bir gözle bakıyordum. Mecidiyeköy'de birkaç kez kaldırımlara oturup kendi kendime, "Bu insanlar ne yapıyorlar, niçin bu denli koşturuyorlar?" diye sorarak etrafı seyrettiğim bile oldu. Herkes bir tarafa koşuyordu ve ben bu koşturmaca içindeki büyük mutsuzluğu görebiliyordum. Gökdelenler, AVM'ler hayatla, uçsuz bucaksız gökyüzüyle aramızı açmış; şehri bizim için bir hapishaneye çevirmişti. İnsanlar büyük bir anlam bunalımına, ruh sıtmasına tutulmuşlardı. Herkes tanımlanmış yaşamlarında belirlenmiş rolleri oynuyordu. İşte kapitalizmin oluşturduğu dünya ve insan tipi tam olarak böyle bir şeydi...