Kısaca:
Ütopya insanlığın ortak olarak ulaşması gereken son limanlardan biri. More, yapıtında Ütopyayı her yönüyle ele alıyor. Günlük hayatın işleyiş ritmi, Ütopyalıların dünyayla, birbiriyle, dost ve düşman bildikleriyle ilişki tarzlarını ele alıyor. Neye sevinir neye üzülürler, nasıl bir mizah anlayışları vardır gibi. Başka bir Dünyayı gözümüzde canlandırıyor, gerekli mümkün olduğuna işaret ediyor. Ütopya uygarlığının diğer sosyal yaşamlardan ayrı farklı oluşunu ise anlatıcı Raphael adlı karakterin yorumuyla şöyle aktarmaktadır. "Mülk sahipliğini ortadan kaldırmak, memleketin zenginliğini eşitçe, doğrulukla dağıtabilmenin ve insanlığı mutluluğa kavuşturabilmenin tek yoludur.'' Mülkiyet üstünde, - olup biteni okurun anlamasını kolaylaştırmak bakımından - özellikle durarak yer yer vurgulamaktadır: ''Mülkiyet hakkı toplumsal yapının temeli oldukça, en kalabalık ve en işe yarar sınıf yoksulluk, açlık, umutsuzluk içinde yaşayacaktır.'' Ütopyalıların bolluk içinde yaşamasını buna bağlar: Herkesin ortak mülkiyetine. Sonra bahseder: Ütopyalıların kavrayış gelişkinliğinden kardeşçe ilişkiler içinde ve üstün özelliklere sahip olmasından. Çevirmen Urgan'ın inceleme sayfalarını karıştırırken fark ettim, (Prof. Akşit Göktürk'den) şöyle bir aktarımda bulunmuş: ''More Utopia'sını kendi toplumunun bozuk düzenine karşı bir eleştiri olarak kaleme alır.'' Ütopyanın neden yazıldığının bir izahı olarak. Sokrates'le aynı olmasa da benzer bir sonu paylaşmıştır. Her ne kadar wikipedia'da şöyle yazmış olsa da:
Doğum 7 Şubat 1478
Londra, İngiltere Krallığı
Ölüm 6 Temmuz 1535 (57 yaşında)
Dünya'da okur kitlesi onunla sessiz iletişimini - ütopyasına kavuşuncaya kadar- sürdürmektedir.
Utopia'da ne yoksula rastlanır, ne dilenciye. Kimsenin hiçbir şeyi olmadığı halde, herkes zengindir. Dünyada kaygısız, rahat yürekle, sevinçle yaşamaktan daha büyük zenginlik olabilir mi?
Utopus zaferi kazanır kazanmaz, ilk işi din özgürlüğünü
yasalaştırmak oldu: Buna göre, her insan istediği dini tutabilir, başkalarını kendi dinine çekmek için elinden geleni yapabilir, yeter ki, bunu tatlılıkla, alçakgönüllülükle, efendice yapsın ve inandıramadığı insanlara karşı zor kullanmasın, onları suçlamasın, ikilik yaratan tatsız sözlerden kaçınsın. Hoşgörür olmayanlar ve bağnazlar sürgün ve kölelik cezalarına çarptırılıyordu.
Hıristiyanlığa inanmayan Utopialılar bu dinin yayılmasına ne engel oluyor, ne de Hıristiyan olanlara dil uzatıyorlar. Ne var ki, Hıristiyanlığı yeni kabul edenlerden birini bizim önümüzde adamakıllı cezalandırdılar. Bu adam vaftiz olur olmaz, karşı koymamıza rağmen, akılsızca duygularına kapılarak İsa'nın dinini övmeye başladı; bu işte öylesine coşmuştu ki, sadece bizim dinimizi bütün öteki dinlere üstün tutmakla kalmadı, hepsini toptan kötüledi, bu dinlere bağlı olanları zındık, kötü, şeytan soyu ve cehennemlik saydı. Adam bu yolda böyle uzun uzadıya atıp tuttuktan sonra yakalandı, dinlere dil uzattığı için değil, halkı birbirine katmakla suçlandı, yargılandı ve sürgün edildi. Çünkü Utopialıların en eski yasalarından biri şudur: Kimse dininden ötürü kötülenemez.