Utopia'da ne yoksula rastlanır, ne dilenciye. Kimsenin hiçbir şeyi olmadığı halde, herkes zengindir. Dünyada kaygısız, rahat yürekle, sevinçle yaşamaktan daha büyük zenginlik olabilir mi?
Utopus zaferi kazanır kazanmaz, ilk işi din özgürlüğünü
yasalaştırmak oldu: Buna göre, her insan istediği dini tutabilir, başkalarını kendi dinine çekmek için elinden geleni yapabilir, yeter ki, bunu tatlılıkla, alçakgönüllülükle, efendice yapsın ve inandıramadığı insanlara karşı zor kullanmasın, onları suçlamasın, ikilik yaratan tatsız sözlerden kaçınsın. Hoşgörür olmayanlar ve bağnazlar sürgün ve kölelik cezalarına çarptırılıyordu.
Hıristiyanlığa inanmayan Utopialılar bu dinin yayılmasına ne engel oluyor, ne de Hıristiyan olanlara dil uzatıyorlar. Ne var ki, Hıristiyanlığı yeni kabul edenlerden birini bizim önümüzde adamakıllı cezalandırdılar. Bu adam vaftiz olur olmaz, karşı koymamıza rağmen, akılsızca duygularına kapılarak İsa'nın dinini övmeye başladı; bu işte öylesine coşmuştu ki, sadece bizim dinimizi bütün öteki dinlere üstün tutmakla kalmadı, hepsini toptan kötüledi, bu dinlere bağlı olanları zındık, kötü, şeytan soyu ve cehennemlik saydı. Adam bu yolda böyle uzun uzadıya atıp tuttuktan sonra yakalandı, dinlere dil uzattığı için değil, halkı birbirine katmakla suçlandı, yargılandı ve sürgün edildi. Çünkü Utopialıların en eski yasalarından biri şudur: Kimse dininden ötürü kötülenemez.