Maltby 1930 ve 40’ların o meşhur Hollywood Prodük
siyon Yasası’nın sadece olumsuz bir sansür yasası olmadı
ğını, aynı zamanda olumlu (Foucault’nun diliyle,
üretken) bir yasa, engellediği doğrudan tasvirin fazlalığı
nı yaratan bir yasa ve düzenleme olduğunu vurgulamak
ta haklıdır bu açıdan. Bunu gösteren bir şey, Maltby’nin
aktardığı, yönetmen Josef von Stemberg’le sansürcü
Joseph I. Breen arasında geçen o konuşmadır: Sternberg
“Bu noktada, iki başoyuncu kısa bir romantik an yaşasın”
dediği zaman, Breen sözünü keser: “Yani ikisi hemen bir
samanlığa dalıp işi pişirsinler diyorsun.” Kızan Sternberg
yanıt verir: “Bay Breen, bana hakaret ediyorsunuz.”
Breen: “Ya, Tanrı aşkına, öküzlük etmeyi bırakıp olaya
girsene. İstediğin buysa, zina hakkında bir hikaye yapma
na yardımcı olabiliriz, ama rica ederim iyi bir düzüşme
olayına ‘romantik bir an’ demeyi bırak artık. Ee, bu ikisi
ne yapıyor yani? Öpüşüp eve mi gidiyorlar?” “Hayır,” der
Sternberg, “işi pişiriyorlar.” “İyi,” diye bağırır Breen
masaya bir yumruk atıp, “bak şimdi anlattığın hikayeyi
anlamaya başladım.” Yönetmen taslağı aktarır ve Breen
de ona bu hikayeyi nasıl sansürden geçecek şekle sokabi
leceklerini anlatır. Yani yasağın kendisinin, tam olarak
yürürlükte olması da, yasaklanmış anlatı çizgisi düzeyin
de gerçekten ne olduğuyla ilgili açık bir farkındalığa
dayanmalıdır: Prodüksiyon Yasası sadece bazı içerikleri
yasaklamakla kalmamış, bir bakıma onların şifreli sözce-
lemlerini yasalaştırmıştır.
Eksik kalan kitap incelememe ekleyeceğim son cümle:
Bana göre kitapta çokça geçen 'arzu' kavramının kullanımı
yerine 'ideal' kavramı konmalıydı, böylece bundan doğan -doğabilecek küçük anlam kargaşası giderilmiş olurdu.
Sanatın sanatçıya yüklediği yükten bahsediyor sanatçının bu yükü hafif kılabileceğinden fakat bu yükü taşıması zorunluluğundan, 1. olarak sanat için sanat anlayışını 'oyun' olarak nitelendirirken 2. olarak toplumcu gerçekçi sanat anlayışını ele alarak, ikincisini birincisinden biraz üstün bulsa da sonuçta ikisini birbirine bağlayarak kıyasıya eleştirerek reddederek kendi sanat anlayışını açıklıyor. Bütün kuramsal açıklamayı öykü anlatır gibi yormadan ayrıntılarıyla aktarıyor. Daha önce okuduğum bu kitabı bir kaç not düşme babında tekrar hızlıca gözden geçirdim. Bazı fikirlerine sıcak bakamasam da - ki bunlar önemli - bazı yapıtlarını çok önceden okuduğum, 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü almış Camus'u eleştirmeyeceğim. :) Bu kitabı okuyarak onun düşüncelerini anlamaya çalıştım sadece o kadar, bu kısa notu da bu yüzden düştüm.
Sanatçı ve ÇağıAlbert Camus · Bilgi Yayınevi · 19651,100 okunma