Yıllar önce, 10-12 kişilik bir arkadaş grubu otururken, aramızda kaç kişi psikiyatriste gitti diye sorduğumda, benimle birlikte bir iki dışında herkesin en az bir defa bir psikiyatriste gittiğini görmüştüm. Bir Psikiyatrist'e bu güne kadar gitmedim, gitmemekte de kararlıyım zira, kişinin işi ile ilgili ya da eşi ile ilgili ya da başkaca bir konu ile ilgili sorunu var ise, o sorunu çözecek olan yine kişinin bizzat kendisidir, Psikiyatrist, bizim yerimize o problemi çözemez, o nedenle de herhangibi bir Psikiyatriste gitmie ihtiyacı hissetmiyorum darılma ama dediğim Psikiyatrist yeğenim bana "Kendi içinde kısmen haklısın, sağlıklı bir birey olarak bence doğru düşünüyorsun, Psikiyatrsit sorunlarını çözmez, sorunlarının çözümü yine kişinin kendisine bağlı. Ama, bu dediğimiz kısmen sağlıklı kişiler için geçerli. Çocuğu, gözlerinin önünde bir tırın altında kalmış ve bu olayı bizzaat görmesi nedeniyle şoka girmiş bir annenin yaşadığı travmadan kendi başına çıkabilmesi büyük ihtimallae mümkün olmayacaktır. Ya da bir madde bağımlısı, bu bağımlılktan kendi başına kurtulamayabilir. İşte, özellikle ilaç tedavisi ile desteklenmesi gereken böylesi durumlarda Psikiyatristin önemi ortaya çıkıyor" demişti. Gülten BUDAYICIOĞLU, Türkiye'de benzerine rastlamadığım bir akım başlattı ve danışanlarının anlattığı olaylardan ve kendisinin sunduğu çözüm önerilerinden oluşan romanlar yazmaya başladı. Roman diyorum zira, hasta mahremiyeti gereği kitapta yer alan kişi ve olaylar kesinlike hayali, abartılı, değiştirilmiş, süslenmiş, ajite edilmiş ve böylece akıcı bir dil yakalanmış. Yazar, ilk kitabı olan Madalyonun İçi isimli kitabı oldukça tutunca arka arkaya yeni yeni kitaplar yazmış. Kitapların okuyuculara ne kattığını somut olarak ölçemesek de, yazara çok ciddi şeyler kattığını, Türkiye'nin en