Aralarındaki payvanda bir düğüm daha atılmıştı.
O gece orada Piruz kalbinin örtülerini bir bir kaldırırken Settarhan aralarındaki şeyin iki kişi arasında ancak ilk anda, ilk karşılaşmada kurulan, aksi takdirde hiç kurulamayan o sıcak bağ, o tebessümlü hatırlama, o ezeli tanışıklık duygusu, o kavî köprü olduğunu anladı. Ve şu yıldızlar şahit, hiç kimseye karşı böyle güçlü bir yakınlık dahası sınırsız bir güven duymamıştı. Güvenin sebebini hiç düşünmedi ki, kendini gözü kapalı Piruz'a emanet edebilir, Piruz nereye derse oraya gidebilirdi.
Onun yüzüne baktı muhabbetle. Settarhan ne kadar esmerse Piruz da o kadar esmer, Settarhan'ın gözleri ne kadar elâysa Piruz'unkiler o kadar maviydi.
Çöl ile gök gibi buldular birbirlerini.
Aralarında bir yağmur eksikti.
Settarhan ikinci kez "Bizdeki gibi" dedi.
Piruz gülümsedi. "Neden şaşırıyorsun Settarhan? Kimine Isa olarak görünür kimine Musa olarak, kimine Muhammed kimine Zerdüşt olarak."
Settarhan ciddileşmişti. "Kimine değil" dedi, "Tümüne Muhammed Mustafa olarak görünür." "Sallallahu aleyhi vessellemi derin bir saygıyla ekledi, "Sonsöz mührüdür o."
Piruz gülümsedi, "Tamam, tümüne." Ve devam etti:
"Tanrı bütün âlemlerin Tanrısıdır ve bütün gerçek dinler aynı bir Allah'ındır. Gerektiği kadar geriye gidebilirsen bütün ırmakların aynı kaynaktan çıktığını, ortak bir mazide her şeyin aynı ortak başlangıca bağlandığını görebilirsin. Ama bunu yani bütün ırmakların aynı kaynaktan çıktığını görebilmek için bir hayli yükselmek gerekir."
"Sen bunu görebiliyor musun peki?"
"Her zaman değil ama zaman zaman."
O zaman Settarhan, "Madem bunu görebiliyorsun" dedi yumuşacık bir sesle, "Bütün ırmakların sonunda aynı denize döküldüğünü de görmelisin. Güneş doğunca ateşin hükmü kalır mı? Onun ışığı bütün ateşlerin hükmünü iptal etmez mi?"
"Nedir bu?"
"Payvand."
Kuleye tırmanmak için bu zorlu yola düşenlerin her biri bir payvand ile diğerine bağlanacaktı. Bir kişinin cenaze alayına tek başına katılması asla mümkün olmaz, bu kalabalıkta hiç kimse tek başına yürüyemezdi. Çifter çifter yürünecekti. "Neden?" diye sordu Settarhan.
"Tam olarak bilinmez" dedi Piruz, "Ama simgesel değeri yüksek bir gelenektir. Duygudaşlık, ortaklık doğurmak, insana yalnız başına eksik olduğunu hatırlatmak içindir belki. Bu zorlu yolda tek başına olan sadece cesettir. Yaşayanlar çifter çifterdir. Bakın mesela, sizin sağ elinizin yerine benim sol elim, benim sol elimin yerine sizin sağ eliniz. Ve ki evimizin en uzak misafiri olarak sizin benimle payvand bağlamanız uygundur. Bu bizde misafire verilen değeri gösterir."
Birinin diğerine bir şey söylemek ihtiyacını hissettiği anda bile dudakların açıldığını kimseler görmedi. Bu insanlar hal diliyle, bakışlarla konuşmayı öğrenmişlerdi.