Bakın, olup bitenleri idrak eden bizlerle karanlıkta şuursuzca debelenip duran kitleler arasındaki fark şudur;biz kendi sınırlarımızın farkındayız. Onlarsa bu türden sınırları olduğunu inkar ediyorlar. Zira onlar bilinmezliğe tahammül gösterme kabiliyetinde değiller. Ama bizler hakikat diye bir şey olmadığının idrakı içinde olduğumuzdan onları boş hayallerle, uydurulmuş hikayelerle avutabiliriz.
Fakat dünya öyledir ki çoğu zaman kusur, erdemin bir koludur. En iyi erdemler, en kötü nedenler uğruna ve en kötü eylemlerde en iyi nedenler uğruna gerçekleştirilir.
Semboller kimliklerin dışa yansıtılmasıdır,ötekilere 'ben buyum!' demenin en kestirme yoludur. Sanırım insanlar kimliklerini en güçlü biçimde dinsel ya da ideolojik aidiyetleriyle, inançlarıyla tanımlıyorlar.