Mikail!
O bulutlara güneşlere hükmeden, o suyu fırdöndürüp dağdan bayırdan aşıran, o yazı güzü, o baharı kışı eşsiz menendsiz bir insicâm ile hizaya sokan, o arı duru, o ışıl ışıl, o hırçın, o savaşçı, o öfkesi burnunda gazabı gözünde, o hiddeti ayrı güzel, cevri ayrı güzel, cefası ayrı güzel, her şeyi her şeyinden güzel, o güzeller güzeli, o en güzelden de melek!
Utanmak, mahçup olmak, kendini eksikli gedikli hissetmek kibrin en soysuz, en hayasız hâli değilse neydi? Kibir işte, başka hiçbir şey değil. Neden utanır bir kul? Utanma nedir, eğer ardında ben bu hallere düşecek adam mıydım sanrılanmaları yoksa? Eğer ardında şunların gözünde daha yüce bir yerde olmam gerekirdi, olamadım, tüh, vah, yazıklar olsun böbürü yoksa mahçup olmak nedir? Hele de kendini eksikli gedikli hissettmek? Eğer ardında beni daha büyük görmelilerdi, ama gösteremedim tafrası yoksa? Nedir? Kibirdir, evet. Bunu acı acı idrak ediyor, ne ayıp bana diyordu, dokunaklı dokunaklı.