Eshâb-ı kirâm radıyallahü teâla anhüm ecmain cihad ile, İslamiyeti yaymak ile uğraşdıkları için, tefsir ve hâdis kitapları hazırlamaya vakit bulamadılar. Resulullahın sallallahu aleyhi ve sellem nuru, Onların mübarek kalblerine o kadar çok işledi ki, kitabdan öğrenmeye ihtiyaçları kalmadı. Her biri bu nurun kuvveti ile, doğru yolu bulurdu. Asrların en iyisi olan (birinci asr) bitince, fikrde, bilgilerde ayrılıklar hâsıl oldu. Eshâb-ı kirâmdan ve Tabi'inden nakl edilen haberler, birbirlerine uymaz oldu. Hak yolu arıyanlar şaşırdılar. Allahü Teâlâ lutf ederek, bu ümmet-i merhûme arasından Salih, mütteki dört âlimi seçti. Nasslardan hüküm çıkarmak üstünlüğü bunlara ihsan eyledi. Bunları taklit ederek bütün müslümanların hidayete kavuşmalarını diledi. Bunları taklit etmeği Nisa suresinin ellisekizinci ayetinde emr etti
İslam dininin hükümlerini biz cahillere derin âlimler ve olgun Salihler bildirdi. Bunlar (Muhaddisler) ve (Müctehidler) dir rahime hümullahu teâla. Hadis alimleri hadis-i şerifleri incelemişlerdir. Doğru olanları ayırmışlardır. Müctehidler de, ayet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden ahkâm çıkarmışlardır. Biz, ibadetlerimizi ve bütün işlerimizi bu ahkâma uygun yaparız. Resulullahın sallallahu aleyhi ve sellem zamanından çok uzak olduğumuz ve nassların nasih ve mensûh olanları muhkem (manası açık) ve müevvel ( manası açık olarak anlaşılamayan) olanlarını ve birbirine uymaz görünenlerinin uygun olduklarını anlıyamadığımız için, bir müctehidi taklit etmemiz lazımdır. Çünki müctehid, Resulullahın sallallahu aleyhi ve sellem zamanına yakın olduğu için ve derin âlim ve çok takva sahibi ve hükm çıkarmakda mehâret sahibi olduğu ve hadis-i şeriflerin manalarını iyi anladığı için,onun anladığına uymaktan başka çare yoktur.