* Resimanımlar yapıyorsun, hayır anneannemi de resimlesene. (Adı Resmiye idi, gerçekten, "Çamaşır yıkarım, roman okurum, gönül de bilmem sevda da bilmem" diye şarkı söylerdi. Kuşaktan kuşağa değişim doğal kuşkusuz, ben o şarkıyı yaşamım boyunca çamaşır yıkamam, roman okumam, gönül de bilirim sevda da bilirim'e çevirmeye çalıştım. Ya da o (onlar) gönül ve sevdayı öylesine yüceltip öylesine ürkünç görüyorlardı ki, çamaşır yıkama ve roman okuma bunun şiddetini, etkisini azaltmak içindi.
O zaman ben bu şarkıyı değiştirmekle belki de gönül ve sevda bilmek kavramlarının içini boşaltmış oluyorum ve o koşulda, çamaşır yıkamayı ve roman okumayı yüceltip bastırıyorum. Aman, amma da saçmalıyorum.)
Bir de akşamüstleri bazen, bir balinanın ruhuyla ruhumun yer değiştirdiğini düşündüğüm de oluyor (balinanın ruhu, benim ruhum var mı, varlarsa yer değiştirebilirler mi, orasını kurcalamıyorum.)
O zaman beni "ben" yapan ve şimdi/her zaman/zaten/daima her durumda "ben" kılan "şey"de (neyse o şey; öz, töz, söz, göz, möz, köz) bir farklanma sezinliyorum, ama bu küçük değişimi açıklayamıyorum. Çabalanırsa, denenirse şöyle bir şey çıkar: tüm atomlarımı bir arada tutan bir sıvı, bir zar var gibi (nar taneciklerini kaplayan zar örneğin) ve işte o zar dışsal bir etkiyle zorlanmakta ve zarın en küçük kıpırtısı atomların bir arada duruş kombinasyonlarında bir değişim yaratıyor. Ama tek tek ne atomları, ne zarı, ne kıpırtısını, ne de kombinasyondaki değişimi, ne de değişimin kendisini açıklayamıyorum. Unutmaya çalışıyorum, güncel ve bilinebilir görülene yönelerek. (Bunu niye yazdım şimdi sana? Mektuba bir introduction olsun diye sanırım.)