O kadar genç, o kadar tecrübesiz, o kadar iyimserdim ki tarihin, gönlümüze göre akacağına inanıyordum. Elbette olmadı elbette duvara tosladım. Çünkü tarihin vicdanı yoktu. Çünkü tarih insanları düşünmezdi. Ne insanları ne aşklarını ne de hayatlarını. Biz ona yön vermeye çabalasak da, o kendi kafasına göre akmayı sürdürürdü. Ülkeler parçalanmış, milletler yok olmuş, şehirler yağmalanmış, insanlar katledilmiş hiç umrunda olmazdı!
Gözlerimizde yaşlarla arabadan atladık, bir keçi yavrusu yakalayarak uzun kulaklarını, sular damlayan ince çenesini öptük. Bir aralık çobandan onu satın almayı düşündüm. Fakat neye yarar? Mademki yakında yine bırakıp gideceğiz. Derdimiz eksik gibi niçin başımıza yeni bir sevda satın almalı?
Şu çocuklu kadın benden sadaka istiyor, beni kendisinden mutlu sayması, tuhaf doğrusu!.. Alay olsun diye ona bir sadaka vermeli!.. Vay cebimde beş kapik varmış, kim bilir nereden gelmiş? Ha, ha...