Dikkat!! Spoiler içerir...
Ah be Martin..
Şu an bu satırları yazarken bile içimde tarif edemediğim bir ağırlık var. Hani bazı kitaplar vardır, bittiğinde sanki çok yakın bir arkadaşını kaybetmişsin gibi bir yas tutarsın ya; Martin Eden benim için tam olarak o oldu.Okurken Martin’e kaç kere "Yapma be bu kadarı değer mi?" dedim bilmiyorum.
O kaba saba denizci haliyle, sırf sevdiği kadın için, o pırıltılı dünyaya girebilmek için kendini paralaması önce beni hayran bıraktı.
Ama sonra ne oldu? Martin okudukça, öğrendikçe, zihnini o muazzam bilgiyle donattıkça aslında o "yüksek" dediğimiz insanların ne kadar boş, ne kadar sahte olduğunu fark etti. Ve işte asıl yıkım orada başladı.Kendi sınıfından koptu ama o çok istediği sınıfın da aslında koca bir yalandan ibaret olduğunu gördü.Tek başına, upuzun bir boşlukta kaldı. Başarı dedikleri şeyin ne kadar ikiyüzlü bir canavar olduğunu ondan daha iyi kimse anlatamazdı herhalde.
Jack London, kelimeleriyle bir insanın sıfırdan var oluşunu değil, aslında var olurken nasıl yavaş yavaş yok oluşunu resmetmiş.
Kitabın sonuna geldiğimde resmen nefesim kesildi. O kadar mücadele, o kadar çaba... Hepsi o karanlık sularda son bulmak için miydi? Kalbim gerçekten paramparça. Martin’in o yalnızlığını, hayal kırıklığını resmen fiziksel bir acı gibi hissettim. Keşke her şey bu kadar geç olmasaydı, keşke dünya bu kadar acımasız olmasaydı. İçimde çok derin bir sızı bıraktın be Martin, çok...
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma