Bir insanı öldürüp, sonra soğukkanlılıkla (hatta sanki sıradan bir iş yapıyormuş gibi) parçalara ayırıp bir valize tıkıştırmak nedir? Sanrılarla gerçeklerin birbirine geçtiği bu kitap bu hayal gücü, O detaylar, okuyucuya "Burada sanatsal bir şey var" dedirtmekten ziyade, "Ben ne okuyorum, bu nasıl bir sapkınlık?" dedirtiyor bence.
Buradan sonrasında zaten kitapla hiç bir bağ kuramadım ama bitireyim derken finalde göz oyma sahnesi ise bardağı taşıran son damla oldu. Bu kadar "çiğ" bir şiddetin ve hastalıklı bir ruh halinin bu kadar övülmesi neden?
Anlatıcı, karşısındaki kadını bir insan olarak değil, bir nesne, bir "imge" olarak görüyor. Onu keserken veya gözünü oyarken duyduğu his bir pişmanlık değil, garip bir tatmin ya da hissizlik.
Kitapta ölüye duyulan o garip ilgi, cesetle kurulan bağ... Bunlar normal bir okuyucu için "sanat" değil, psikiyatrik birer semptom.. Umuyorum ki tek beğenmeyen doğru bulmayan ben değilimdir..