Bu hikâye, yaşanmış bir hayatın acıtan gerçekliğiyle örülmüş. Firdevs’in dünyasında kadın olmak, en başından beri bir savaş vermek demek. Sevgiye aç bir çocukken hor görülmek, genç bir kadınken ezilmek, özgürlüğü ararken toplumun duvarlarına çarpmak… Onun yaşadıkları, yalnızca bir kadının değil, yüzyıllardır süregelen bir sistemin trajedisini anlatıyor. Ama Firdevs yalnızca acı çeken bir figür değil; o, gözlerini açan, susmayı reddeden, kendi kaderini eline almaya cesaret eden biri. Ve belki de tam bu yüzden, hikâyesi daha da yıkıcı.
Kitabı okurken öfkelendim, üzüldüm, Firdevs’in çaresizliği karşısında çaresiz hissettim. Ama aynı zamanda hayranlıkla dolup taşan bir duygu da vardı içimde. Çünkü Firdevs’in sesi, susturulmaya çalışılan tüm kadınların sesi gibi yükseliyordu. Onun cümlelerinde haksızlığa karşı bir başkaldırı, zincirlerini kırma cesareti vardı.
Bu kitap, vicdanı olan herkesi sarsacak bir metin. İçindeki gerçeklik o kadar keskin ki, kimi zaman gözlerini kaçırmak istiyorsun ama kaçamıyorsun. Kaçmamalısın da. Çünkü “Sıfır Noktasındaki Kadın” tam da bunu yapıyor: Okuyucusunu, görmezden geldiği, bilse bile yüzleşmekten korktuğu bir gerçekle burun buruna getiriyor.
Eğer bu kitabı hâlâ okumadıysan, lütfen oku. Kolay bir okuma değil, hafif bir hikâye hiç değil. Ama okuduktan sonra, Firdevs’i ve onun dünyaya attığı o son bakışı asla unutamayacaksın.