”Buralara nereden geldiğimi biliyorum, gidecek daha çok yolumun olduğunuda biliyorum ve gerekirse dizlerimin üstünde sürünerek de olsa oraya gideceğim.”
Martin Eden // #kitapyorumu
Martin’im ah benim üzümlü kekim canım Martin’im..
Uzun zamandır merak ediyordum artık okumalıydım dedim. Herkesin övdüğü fazlasıyla bahsettiği kadar güzeldi kitap. Duygularım ona karşı öyle yoğun ki kitabı bitireli uzun zaman olsa da hala etkisindeyim. 2023 yılının en favorisi oldu benim için.
Yorum yazmak için de bir süre özellikle bekledim olayları sindirmeye çalıştım bitmesine ayrı üzüldüm yaşananlara ayrı üzüldüm.
Okurken şunu fark ettim Martın Eden karakterimiz aslında yazarı Jack London’ı yansıtıyor. Dönem olsun mekanlar olsun vermiş olduğu mücadeleler hayattaki yolculuğu yani yazar otobiyografik olarak karakter de kendini belli ediyor.
Bana verdiği en önemli derslerden bir tanesi şu ki;
Her zaman hayallerimizin peşinden gitmemiz gerektiği ve önce kendimize inanmamız gerektiği. Kimseye aldırmadan pes etmeden sonuna kadar savaşmak savaşmak savaşmak.
Martin de çok savaştı, çok çalıştı. Okudu, yazdı, çizdi, bazen yaktı bazen sakladı. Aç kaldı, uykusuz kaldı, bazen günlerce uyudu. Ve onu buna iten aşkıydı, küçücük yüreğine sığdırdığı büsbüyük aşkı..
İnsan aşık olduğunda ne kadar değişebilir? İnsanı değiştiren aşk mıdır kendisi midir?
Belki biraz aşk belki biraz da insanın kendisi diye düşünüyorum. O da öyleydi.
Denizcilikle ilgilenen yoksul, sefil saf bir çocuktu. Bir gün arkadaşı Arthur’un evine davet edilmesiyle tüm hayatı değişiyor. Arthur’un kardeşi Ruth’a aşık oluyor. Onların zengin, elite, üst düzeyde insanlar oluşuna imreniyor. Ruth ile olabilmek için kendini geliştirmeye başlıyor. Hem de ne gelişmek!
Öyle güzel şiirler, öyle güzel yazılar yazıyor ki bir gün ünlü olmanın peşinde mücadele veriyor.
Bir dönem Ruth’la beraber oluyorlar ama ne kendisi ne ailesi Martın’in yazarlık yapmasını istemiyor gelip geçici boş bir iş olduğunu
1984 // #kitapyorumu
Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cahillik güçtür.
George Orwell yıllar önce bu kitabı yazdığın da sanıyorum ki geleceğimizin nasıl olacağını az çok hissetmiş. Çünkü okuduktan sonra fark ettim ki bizim toplumumuz da büyük oranla aynı cahillikle aynı davranışlarda bulunuyor.
Kimsenin ne düşündüğünün, ne hissettiğinin ya da ne istediğinin bir önemi yok. Onlarda parti (Bizde Devlet) ne diyorsa uyulmak zorunda. Aksini düşünmek bile yasak. Her an her yerde gözetimdesiniz tele-ekrandan sesinize kadar en ufak hareketinize kadar takiptesiniz.
Böyle bir hayatta olmak nasıl olurdu?
Cevabı basit tabi ki aşırı zor. İşte Winston Smith içten içe karşı olsa da uzun süre bunu sadece günlüğüne yazabildi. Sonra iş arkadaşı Julia ile birbirlerine aşık olunca işler değişti. Gizli buluşmalar, beraber kalmalar, aynı karşıt düşünceler de yollar aramalar derken güzel giden her şey felaket bir sonuca varıyor.
Okyanusya dedikleri yerde partinin temsilcisi O Brien ikiliyi yakalatıyor ve akla hayale sığmaz işkencelere maruz bırakıyor. Çünkü onlar da sevmek yasak, beraberlik yasak, hele anarşist olmak en büyük suç. Yapmaları gereken tek şey Büyük Birader’i sevmek.
Winston Smith ve onun bu yolculukta yaşadıklarını okuyoruz biz. Orwell baskın sistemin topluma dayattığı zorlukları, dönemin yasalarını ve iktidarın işleyişini, en önemlisi insan olmanın herkesin her koşulda eşit olduğunun değerini anlatıyor bize. Bu kitabı okuyun, okuyun ki bilinçlenin efendim.
#1984 #georgeorwell #ithakiyayınları #bilimkurguklasik #kitapönerisi