Okuduğum kitaplar sayesinde gittiğim nice ülkeler ve kahramanlar var. Kimisiyle acı, kimisiyle tatlı bir sonla vedalaştık ama hiç ayrılmadık.Şimdi her biri,kitaplığımda duran yüzlerce sayfalık kalıcı misafirim. İnstgrm:Kitaprella
Ne söylesem, ne yazsam az kalır sana İstanbul. İçimde sana söylemek istediğim, tonlarca iltifat var. Mürekkebim yetmez korkusuna, çoğunu içimde saklıyorum. 🖤
Mütemadiyen değişen bir haletiruhiye. İçimde binlerce ben var. Hepsini ayrı ayrı seviyor, bazen nefret ediyorum. Derin nefes alışverişlerde duruluyor düşünceler. Bir ‘es veriyor sonra başlıyor
Tencerenin içinde baloncuk baloncuk kaynarken süzülür dumanı. Karıştırdıkça daha da dağılır evin her bir köşesine.
Kokusu yayılınca ayrı bir gülümseme oluşur dudaklarda istemsizce. O küçük ayakları merakla pıtı pıtı mutfağa getirir. Şekerle süt bir çocuk şarkısındaymış gibi dans eder eriyerek. Tarçın da boş durmaz simli simli o keskin kokusuyla serpiştirir güzelliğini dağıtır her yerine. Anne sütlaçı başka sütlaçlara benzemez. Şekerden de tatlı sevgisi daha da ballandırır çünkü. Bir sütlaç iki sütlaç derken üçüncü sütlaçı yemek için uzatır kâseyi o minik eller.
Ağızda bıraktığı o tat kaç yaşına gelirse gelsin hep aynı kalır. O pişen tenceredeki haliyle hatırlanır. Ha bu arada, sütlacı yazılmaz, sütlaçı yazılır. :)
Sandım. Bir rüyanın bitmesini beklemek gibi. Bu duygu bir korkulu rüyanın içinde uyku ile uyanıklık arası kaldığım o boşluğun verdiği düşme hissinde kalmaya benziyordu. Asılı bırakıyordu olduğum yerde. Düşmeme izin verse rahatlayacak belki de rüyadan uyanacaktım. Ama olmadı o rüyadan uyanamadım. Salt gerçeklikti. Basbaya acının kendisiydi. Yaka iğnesine tutturulan bir resmin ölümsüzlüğüydü. O temiz masum kalbin tümden durmasıyla yaşanması gerekiyordu. Onu tanıdığım yaşta kaldım ben o gün. O da benim tanıdığım yaşta kaldı. Sanki hiç gitmemiş, sanki bitmemiş gibi. “benim Güzel kızım” dediği o çocuğun gözüyle izledim onu. sürekli sesini duyarak. Son kez dokundum. Yanağından öper gibi öptüm. Bir tek onun duyabileceği fısıltıda vedalaştım. O anlıyordu hissesiyordum. O çok sevdiği beslemeye doyamadığı kedilerde hissetmiş olacak ki, bir tanesi geldi baş ucuna. bana; “sen merak etme bana emanet” diyerek sürtündü durdu. Vekil kılmıştı belki de kimbilir. Hava bir kapanıp bir açıyordu. Göklerdende mesaj yolluyordu. “Çok ağlama bulutlanırm, sil gözyaşını güneş açayım”
diyordu sanki. Sevmezdi yaz mevsimini. O çok sevdiği ayazlı bir ocak günü gitti. Kanatları vardı görünmeyen. Biliyorum onu hiç üşütmeyecekti… 15 ocak