“Sufrajet; 20. yüzyıl başlarında (özellikle Birleşik Krallık ve ABD'de) kadınların seçme ve seçilme hakkını elde etmesi için mücadele eden radikal ve aktivist kadınlara verilen isimdir.”
Osmanlı vatandaşı Rum bir kadın olan Demetra Vaka, bir dönem Amerika da yaşadıktan sonra doğduğu topraklar olan İstanbul’a kısa bir ziyarette bulunuyor. Bu ziyaret sırasında Müslüman Türk arkadaşları ile görüşüyor. Onlarda misafir oluyor. Bizde bu kadınların ağzından kedi hayat hikayelerini dinliyoruz. Bu hikayelerin her biri bize Osmanlı kadınlarının yaşam biçimlerini, düşünce yapılarını, eğitimlerini, hırslarını, kültürel gelişimlerini gösteriyor. Dönemin düşünce yapısını anlatan Demetra’nın bazı yerlerde Osmanlı kadınını eleştiren ve küçük gören bazı yerlerde ise onları yücelten anlatımına şahit oluyoruz. Osmanlı kadınlarının gizli örgütler kurarak hak ve eşitlik arayışı içinde oluşlarını okuyoruz. Burada Avrupalı özellikle Fransız yazarların etkisinde kaldıklarını görüyoruz.
Demetra Osmanlı tebaası olsa da kendini bizden görmüyor. Uzun yıllar burada yaşamasına, çok sevdiği arkadaşları, saygı duyduğu insanlar olmasına rağmen asla kendini Osmanlı kadınları ile bir tutmuyor. Kendini batılı Osmanlı kadınlarını ise şarklı olarak aktarıyor. Kitabı okurken bir ikileme düşüyorsunuz. Önsöz bizi bu konu da zaten uyarıyor. İyi ki önsözü okumuşum. Çok açıklayıcı olmuş.
Ben kitabı çok sevdim. Osmanlıda sadece sarayda harem olmadığını, dönemin paşalarının da kendine ait haremleri olduğunu, bu haremdeki kadınların hayatları masalsı bir dille anlatılmış.