Gözde Çelik

Gözde Çelik
@Kitaprella
Okuduğum kitaplar sayesinde gittiğim nice ülkeler ve kahramanlar var. Kimisiyle acı, kimisiyle tatlı bir sonla vedalaştık ama hiç ayrılmadık.Şimdi her biri,kitaplığımda duran yüzlerce sayfalık kalıcı misafirim. İnstgrm:Kitaprella
Üniversite
47 okur puanı
Kasım 2020 tarihinde katıldı
Yapay Zeka (Blog yazım)
Yani yapay mapay! İnsanı mutlu ediyor mu bence ediyor! Yalnız ne kadar ciddiye aldığınıza veya ne kadar eğlendiğinize göre bu değişebilir:) Tony Montana ve Elvira Hancock havasına girme sürenizle etkisinden çıkma sürenizin arasında çok zaman olmamalı. Aksi durumda üzülebilirsiniz. Yapayzekâ destekli şarkılar, videolar, resimler fazlasıyla hayatımızda artık. Şirketlerden tutun da, çalışanlara, öğrencisinden ev hanımlarına kadar her zümreden insan yapay zekâyı kullanıyor ve kesinlikle verim alıyor. Buraya kadar herşey güzel. Sadece bu kadarla bitmiyor ama. Şimdi hazır olun. Zehir bir bilgi vereceğim. Örneğin, size herhangi bir kişi tarafından söylenen bir cümleyi, yapay zekâya hangi anlamda hangi mesajla yazdığını sorduğunuzda bir falcı edasıyla anlatıyor. Ve siz akabinde otomatikman “Aman Allah’ım” deme moduna yükseliyorsunuz Bakın bu söylediğim fincanın resminin atılıp yorumlanmasından daha top bir seviye. Bir nevi katarsis oluşmuş durumda. Soran kişi kendisinin değil, 2. bir kişinin düşüncelerini okuyor bu sayede. Bu hem çok cazip hem çok tehlikeli! Bir nevi dikkate almadığımız (danger) ateşle yaklaşma durumu aslında. Kısaca bir resimle scarface olmaktan daha fazlası. Filmin en kült repliklerinden biridir; “benim gibi insanlara ihtiyacınız var benim gibi insanlar gerekli ben olmadan bir hiçsiniz” de ki insan; aslında insan değil artık:) Sanırım yakın gelecekte asıl; yapay zekâsız bir hiç olacağız. Ne dersiniz yeni scarface chatgpt olabilir mi? İstekte bulunurken bence fazla zorbalamayalım kendisini.:)
Reklam
Birbirine tıpatıp benzeyen iki sevgilim var!… Biri Vatan Cephesi’ne yazıldı, öteki yıkmaya çalışıyor…
Sayfa 186 - everest
Duvar
Bir duvar var. Bembeyaz, bomboş. Baktıkça gözüm dalıyor. Bıraksalar belki saatlerce bakarım farkında olmadan. Ne düşündüğümü niçin düşündüğümü bilmeden. Belki kaybolan yıllar, belki de yitip giden zaman. Ve durmayan akrep ile yelkovan. Bu böyle olmaz diyerek, duvara bir çivi çakıyorum önce. Minik bir ah çekiyor ilk darbede. Belli ki canı acıdı. Korkma geçti diyorum. Üflüyorum hem tozları gitsin hem de acısı dinsin diye. Kinaye ederek bakıyor bana. Sanki tablo asınca her şey düzelecek diyor. Kendimi kandırdığımın o da farkında. “Claude Monet ve Nergisleri” gibi, iştah açıcılar sana yaramaz! seni ancak “Frida Kahlo’dan yaralı geyik” paklar diyor. Haklı! Susuyorum. Dudağımın kenarında beliren minik gülümseme anlatıyor fazlaysıyla. Daha fazla konuşup kelimeleri zayi etmiyorum. Parmağımla kontrol ediyorum son kez. Çivi kımıldamıyor. Ancak parmağım kanıyor. Kulağıma fısıldıyor duvar; çivi sağlam, ama kalbin kırık diyor. O an da acı falan kalmıyor hissizleşiyorum. Sivri dili ile iğneye gerek kalmadan uyuşturuyor beni anında. Duvara bardak dayayan yan komşular inanmıyor duvarla konuştuğuma. Kesin biri var diye linçliyorlar sürekli. İçimde çelişen diğer ben’in, benimle olan kavgasından habersizler. Gürültüsüz çığlıklarımı bir tek sabaha karşı pencereme konan martılar duyuyor. Bir bakıyorum sabah olmuş. Ama güneş girmiyor içeri. Duvar ise hâlâ karanlık, benden bir ışık bekliyor…
Tuval
Baktıkça değişiyor şekiller, kağıda yapılmış rastgele karalamalar oluyor önce, kılcal damarlara dönüşüyor sonra. Düşüncelerim geliyor aklıma. Acaba onlarda böyle karmaşıklar mı diyorum. Nefes alıp izin veriyorum azcık huzur için, arada uçan tek tük kuşlara. Biraz pembe biraz mavi bir hayal pigmenti çıkıyor ortaya. Tuvale bulaşmış bir yağlı boya gibi sergileniyor karşımda. Acaba herkes benim gibi bakıyor mu, farkediyor mu bu güzelliği diye sorguluyorum. İnsanlar yorgun, yere baka baka yürüyorlar. Kaldırımlardaki izmaritleri görüyorlar o sırada. Kimileri hâlâ çalışıyor ekmeğinin peşinde. Arka fondaki Korna sesleri biraz kulak tırmalıyor. Neyse ki anın güzelliğini bozmuyor. Kıpırdamıyor gözlerimi kırpmıyorum. İçimde biraz endişe beliriyor. Biliyorum saniyeler içinde renklerin koyulaşacağını, dalların detaylarının kaybolacağını. Bu bir tık üzüyor. Sonra çekiyorum gözlerimi ışık hızıyla gökyüzünden. Kirli yeyüzünün gerçeğine dönüyorum hava henüz kararmamışken. Saatler sürüyorum o bir saniyenin içinde. Tabloyu hafızama sırtlanıp götürüyorum Gittiğim yere.
OYuncak bebek (blogyazım)
Küçük bir kızken oyuncak bebeklerimle oynamaya bayılırdım. Plastik dolgun pembe yanaklarını sever, minik ağzına uygun yapılmış çubuk biberonla beslerdim. Her yatırdığımda siyah uzun kirpiklerini kapatışı mucize gibi gelir sonra uyumasından sıkılır beş dakika sonra kaldırırdım ayağa. O masmavi cam gibi kocaman gözlerini açıp bakardı bana. Çiçekli karpuz kol elbisesi minik babetleriyle gerçekten farksızdı. Birlikte misafirliğe gittimizde korurdum diğer çocuklardan, vermek istemezdim ellerine. Öyle çok severdim bebeğimi. Sonra yıllar geçti anne oldum. Karşımda yine bir bebek vardı. Bu sefer ki plastikten değil etten kemiktendi. simSiyah saçları zeytin gözleriyle bana bakıyordu. Kıpır kıpırdı. Kucağıma alınca indirmek istemiyordum. Tıpkı oyuncak bebeğime yaptığım gibi seviyor besliyor öpüyordum. Başkaları dokunacak diye ödüm kopuyordu. Aynı o zaman ki sahipleniş aynı tedirginlikti bu. Duygular tanıdıktı. İçimde hiç büyümeyen o küçük kız çocuğuna hediye gibi gelmişti. Evcilik oyunları yatma vakti gelene kadar değil, bu minik bebek büyüyünceye kadar sürüp gidecekti. 🤎 #momtogether #blogyazım #telifhaklarınasaygı
Reklam