YouTube kitap kanalımda felsefeye kolayca başlangıç yapabileceğiniz kitap önerileri verdim :
ytbe.one/o9vjINiv3z8
Bu kitabı okumaya başlamadan önce herhangi bir felsefe kitabının bu kadar kötü olabileceği aklımın ucundan bile geçmezdi...
Kitaptaki absürt yanlardan ilki, felsefeye yeni giriş yapan bir insanın henüz 2. bölümde Kant'ın ahlak felsefesinin detaylarıyla karşılaşıyor olması. "Felsefeye giriş" temalı bir kitap için bence bu o kadar büyük bir hata ki, o kısımları okurken kendimi Super Mario'daki son bölüm canavarının alev toplarından daha ilk bölümlerde kaçmaya çalışıyormuş gibi hissettim.
Hadi onu geçtim, kitabı okurken yazarın inanılmaz taraflılığı o kadar sıkıyor ki kendimi sürekli kapak fotoğrafı atomlu moleküllü görseller içeren Facebook'taki Karikateist sayfasının 2009 yılındaki admin'iyle konuşuyormuş gibi düşündüm. Aklınızda canlanması için diyorum... Ekonominin kötü olduğunu söyleyen gençlere, "Telefonunu çıkar" diyen Ümraniyeli dayıların taraflılığı gibi bir taraflılığı var bu yazarın. Gerisini siz düşünün.
Yazarın bu kitabı kurgularken Tanrı hakkında söylediği düşünceleri, Pokemon’daki Diglett karakterinin mekaniğine çok benziyor. Mesela siyaset, sanat, bilim, zihin kısımlarını okuyorsunuz, sonra bir bakıyorsunuz yazar Diglett gibi her bölümde kafasını çıkarıyor ve size Tanrı'nın var olmadığını söyleyip duruyor... Bu bölümleri okurken bir yerlerden Ash'in çıkagelip bu kitabın yazarını Poke topuyla birlikte alıp götürmesini istedim.
Üstelik yazarın Tanrı'nın olmadığı hakkındaki argümanları o kadar ilkokul düzeyinde ki, bütün herkesin artık gerçekliğini bildiği Big Bang'in, evrenin bir başlangıcı olduğunu söyleyen kutsal kitaplarla çelişmediğini bilmiyor. Hatta 40. sayfada bu varoluş zincirinin neden geçmişe doğru sonsuz bir şekilde
Önsözde, Schopenhauer ile birlikte 19. yy'da felsefenin bir dönüşüm yaşadığından bahsedilmiştir: Felsefede genel olarak insanın düşüncesi yani zihni üzerine bina olunma, Schopenhauer ile birlikte beden üzerine bina olunmaya doğru kayma göstermiş. Schopenhauer'a göre hayatın temelinde 'irade' bulunur. Bu irade'nin temeli ise istemedir. İstemenin odak noktası ise türün ve hayatın devamıdır. Beden ise irade'nin barınağı veya kullandığı bir nesnedir. Yani, irade kendini beden aracılığıyla nesneleştiriyor. Bununla birlikte irade kendini; dürtü, içgüdü, yaşam vesaire olarak gösteriyor ve bunlar insanın üzerinde etki de bırakıyor.
Aslında kitabın sonunda Schopenhauer'un bir cümlesi tüm kitabın özeti olarak görülebilir. Nitekim "kitabın özeti" başlığıyla bu sözü alıntılamıştım. (Dışarıda yazdığım için birebir alıntılayarak yazamiyorum) Özetle, irade veya hayat devam etmek ister; onun ahlak gibi bir derdi veya koşulu veya kendini bağlayıcı bir sınırı, etkeni söz konusu değildir; bilakis çoğu kez ahlakla zıt yönelimler gösterir. Çünkü ahlak denilen olgular bütünü, insanın kendisine sınır koyarak toplumun düzenini sağlamaya yöneliktir. Sınır koyulan başat unsur ise insanın içgüdüleridir. İçgüdülerden de en önde gelen bu konuda, cinsel içgüdülerdir. Şöyle ki, bir insanın gün içinde içinden geçen bu güdüleri bir kenara yazılmış olsa sanırım bu insandan soğuruz ama aynı zamanda benzer güdüleri, kendimizin de gün içinde veya başka bir anda duyduğumuzu da 'sessizce' onaylarız. Özetle, hiçbir insan masum değildir. Nitekim masumiyet kavramı da ahlakın içinde insanın önüne koyulan bir ideadır. Bununla birlikte şunu da belirtmemiz gerekiyor: ahlak denilince pek çoğumuzun zihninde, nerede, ne zaman ve kim olursa olsun kabul gören nesnel ölçütler belirir. Lakin ahlak gerçekten bu