Sabahtan akşama kadar bir şeylerin olmasını bekliyorsun ama hiçbir şey olmuyor. Başın ağrıyana kadar yürüyor, yürüyor, yürüyorsun; kafan çatlayana kadar düşünüyor, düşünüyor, düşünüyorsun. Hiçbir şey olmuyor. Yalnızlığa terk edilmişsin. Yalnızlık, yalnızlık...
Okyanusun dibine konmuş cam bir fanustaki dalgıç gibi yaşıyorsun ve en kötüsü de seni okyanusun sessiz derinliğinden dış dünyaya çekip çıkaracak olan kablonun kopmuş olduğunu ve asla yukarı çıkamayacağını bilerek yaşıyorsun.
Sadece tek bir fikre saplanıp kalmış her türden saplantılı kişiler hep ilgimi çekmişti; çünkü birisi kendini ne kadar kısıtlarsa, kendisine değil, tam tersine, sonsuza daha yakın olur; gerçeklerden aleni bir şekilde uzak bu tipler, kendilerine dünyanın küçük ölçekli tek ve olağanüstü versiyonunu inşa etmek için kendi malzemelerini kullanan akkarıncalara benzer.