Beklemelisin yavrum. Tıpkı bir tohumun, başını dünyaya çıkarmadan önce güneş dönencesini beklemesi ve o zamana kadar toprağın altında uyuması gibi. Senin için de sözcüklerin doğup olgunlaşması aynı sürede olur ancak.
Bu saatler sadece benim eğlencem. Bunlar her insanın göğsünde taşıdığı şeyin birer taklidi yalnızca. Çünkü nasıl gözleriniz görmeye, kulaklarınız duymaya yarıyorsa,insanın yüreği de zamanı algılamaya yarar. Kör biri için gökkuşağının renkleri ve sağır biri için kuş sesleri nasıl boşunaysa,”yürekle algılanmayan zaman “da öyle boşa gider, kaybolur. Ama Ne yazık ki düzgün atmasını bildiği halde kör ve sağır olan nice yürekler vardır.
İKİ KÖŞELİ YALNIZLIK
Gökyüzünde asılı kalmış bir yankı
Arıyor kendisini bırakan ağzı
Yeniden, yeniden sesini bulmak için.
İki köşeli yalnızlığın bir ucunda sen, bir ucunda ben
Birleşip ayrılıyor çizgilerimiz
Hangi boyuttan koparılmıştık ki biz
Anı bile yok,ses,koku bile
Bir elin yazdığını öteki karalıyor sanki
Silgiler hatırlıyor,kalemler unutuyor bizi...
Bizim, ölüm korkusu ve sonsuzluk isteği ile elimizdeki tek gerçek, biricik şans olan bu dünyaya sırtımızı dönmemiz... Yazık! Kimse bize sonsuzluğun kendi ömrümüz olduğunu öğretmedi. Hiçbir zaman bilemeyeceğimiz bir sonrasızlık ardında elimizdeki tek bilineni bunca aşağılamamız, suç ve günaha boğmamız ne kadar acı ve aptalca .
Hayatla terbiye edilmiş benim aklım ve kalbim. İnsanı kendi içine kilitleyen bu yabancılaşma; bu yabancılaşmanın yarattığı, bir ucu düşmanlığa varan yalnızlık.