Selamlar nasılsınız bakalım. Bugün sizlere distopya türünde bir eser ile geldim. Hem türü, hem yazarın kalemini ilk kez okudum. Tabi ilk kez okuduğum için yalan yok biraz zorlandım. İlk başlarda kafam bir karışmadı değil. Ama belli bir sayfadan sonra öyle aktı ki kitap nasıl bitti anlamadım. Sayfa sayısı azdı ama içeriği dolu doluydu. Bir de zorlandığım puntoları çok küçüktü. Kitabın sonlarında öyle bir ters köşe oldum ki okuyanlar anlayacaktır. Hiç öyle düşünmemiştim. Gelelim konusuna.
Şimdi bir topluluk hayal edin yaşam alanları yerin altı. Buradaki insanları yüce efendileri koruma altına almak istemişler. Ama ismi söylenmezler ile yüce kurucular arasında bir savaş başlamış. Ve büyük felaketler yaşanmış. Af dileyenler yeraltına korunmuş.
Lincoln ve jayson karınca yuvasına benzeyen bir yerde yaşayan iki kardeş anne ve babaları üç kollu bir ucube tarafından öldürülüyor. Lincoln enerji üretimi departmanında çalışır. Sekiz saat boyunca bisiklet bedalı çeviriyor. Herkesin çalışacağı yeri onlara yapılan testler ve zekaları belirliyor.
Bir gün öğretmenleri bayan rose sınıfta ölü bulunuyor. Ama arkadaşları Andrew bayan rosenin normal bir şekilde ölmediğini cinayete kurban gitmiş olduğunu söyler. Ve Lincoln mezarına gitmek ister. Ama Andrew orada hiç mezar görmediğini söylediğinde şaşırırlar. Ailelerinin küllerinin bulunduğu anıt odasının da olmadığını duyunca bunları araştırmak ve bulmak için yer yüzene çıkmaya karar verirler.
Ve böylelikle Lincoln, jayson, Amy, Andrew, Dennis ve onlara Darla ve Ferdinand da katılır. Ama yer yüzüne çıkmak hiç kolay değildir. Ve ismi söylenmezlerin eline geçerler ve esir düşerler. İşte bundan sonra yazarımız bizi öyle bir ters köşe yaşattı.
Hiç bilinmeyen yada yanlış bilinen gerçekler ile karşı karşıya kalıyorlar. Gerisini kitaptan