Filiz Genç İpek

Filiz Genç İpek
@Kitapsever57
17 Yaşından bu yana STK’larda yer aldım. Son 25 yıldır kadın ve çocuklar için gönüllü olarak çalışıyorum.Emekliyim. Üç ayrı kitap kulübünde Ayda birer kez okuduğum kitapları tartışıyorum. Evliyim, anneyim.Hayvanseverim.
İletişim Uzmanı
Lisansüstü
Ankara
Mersin
194 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
Gerçek hayat, nihayet keşfedilip açıklığa kavuşturulan ha­yat, dolayısıyla dolu dolu yaşanan tek hayat, edebiyattır. Bu ha­yat, bir anlamda, sanatçıda olduğu kadar her insanın içinde de her an mevcuttur. Ama çoğu insan, onu açıklığa kavuşturmaya uğraşmadığı için görmez. Bu yüzden de, geçmişleri, zihinleri tarafından "banyo edilmediği" için işe yaramayan sayısız kli­şeyle dolup taşar. Sanatın açıklığa kavuşturduğu şey, yalnız kendi hayatımız değil, başkalarının da hayatıdır, çünkü tıpkı ressam için renk gibi, yazar için de üslup, teknik değil, görüş meselesidir. Her birimizin dünyayı görüşündeki nitel farklılı­ ğın, doğrudan ve bilinçli yöntemlerle mümkün olamayacak şe­kilde ortaya koyulmasıdır; sanat olmasa, bu farklılıklar ebedi­yen her birimize ait birer sır olarak kalırdı. Ancak sanat aracılı­ğıyla dışarıya açılabilir, bir başkasının, bizimkiyle aynı olma­yan bu âlemde neler gördüğünü öğrenebiliriz; aksi takdirde bu âlemin manzaraları, aydaki görüntüler kadar bilinmez olurdu bizim için. Sanat sayesinde, bir tek dünya, kendi dünyamızı göreceğimize, çeşitli dünyalar görürüz; özgün sanatçı sayısı ne kadar çoksa, bize açık olan dünyaların sayısı da o kadar çoktur ve aralarındaki fark, sonsuzlukta dönüp duran dünyalar ara­sındaki farktan büyüktür; bu dünyalar, adı ister Rembrandt ol­sun, ister Vermeer, ışıklarının yayıldığı ocak söndükten asırlar sonra, hâlâ kendilerine has ışınlarını bize yansıtmaya devam ederler.
Sayfa 184 - YKY 19. Baskı, Nisan2023·Kitabı okudu
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Uşak, haberlerin mükemmel olmadığını, Berlin'e yaklaş­makta olmadığımızı hayalinden bile geçiremezdi, çünkü "Düş­mana ağır kayıplar verdirdiğimiz püskürtme harekâtında vs..." diye okuyor, bunları yeni birer zafer olarak algılayıp seviniyor­du. Oysa ben, bu zaferlerin kazanıldığı meydanların ne müthiş bir süratle Paris'e yaklaştığına bakıp korkuyordum; hattâ uşağın, bir bültenden, Lens yakınında çarpışma olduğunu öğrenip ertesi günkü gazetede, bu çarpışmanın devamında, durumun lehimize döndüğünü ve Jouy-le-Vicomte dolaylarını elimizde tuttuğumu­zu okuyunca kaygılanmamasına şaşırdım. Oysa uşağımız, Combray'ye pek de uzak olmayan Jouy-le-Vicomte'un adını ga­yet iyi biliyordu. Ama hepimiz gazeteleri âşık kadar kör, gözleri­miz kapalı okuruz. Olayları anlamaya çalışmayız. Başyazarın tat­lı sözlerini, metresimizi dinler gibi dinleriz. Mağlup ve mutlu- yuzdur, çünkü kendimizi mağlup değil, galip zannederiz.
Sayfa 57 - YKY 19. Baskı, Nisan2023·Kitabı okudu
Tek söylediği, 1914'ten beri aslında birçok savaşın birbirine eklendiği ve her birinden alınan derslerin, bir sonrakinin nasıl yürütüleceğini etkilediğiydi. Örneğin "yarma harekâtı" kura­mı, yarma harekâtından önce, düşmanın elindeki arazinin ta­mamının, topçu kuvvetleri tarafından altüst edilmesi gerektiği savıyla tamamlanmıştı. Ama daha sonra, aksine, binlerce obüs çukurunun oluşturduğu engeller yüzünden, bu şekilde delik deşik edilmiş bir arazide piyade ve topçu birliklerinin ilerleme­sinin imkânsız olduğu görülmüştü. "Savaş da," diyordu Ro­bert, "eski dostumuz Hegel'in yasalarına tabi. Sürekli oluşum halinde."ş
Sayfa 58 - YKY 19. Baskı, Nisan2023·Kitabı okudu
Yurtsever sanat gibi halk sanatı fikri de, tehlikesi bir yana, bana gülünç geliyordu. Mesele, "aylakların harcı" olan üslup inceliklerini feda ederek sanatı halkın ulaşabileceği bir seviyeye getirmek idiyse, asıl cahillerin elektrik işçileri değil, sosyete mensupları olduğunu bilecek kadar yüksek sosyeteye girip çık­ mıştım. Üslup açısından halka yönelik bir sanat, Genel İş Kon­federasyonu üyelerinden çok, Jockey Kulübü üyelerine yönelik olurdu; işlenen konulara gelince, çocuk kitapları çocuklar için ne kadar sıkıcıysa, halka yönelik romanlar da, halktan insanlar için o kadar sıkıcıdır. İnsan okurken başka bir diyara gitmek is­ ter; prensler işçileri ne kadar merak ederse, işçiler de prensleri o kadar merak eder. M. Barrés, savaşın başından itibaren, sa­ natçının (Tlziano'dan söz ediyordu) her şeyden önce vatanına hizmet etmesi gerektiğini söylemişti. Ne var ki sanatçı, vatanı­ na ancak sanatçı sıfatıyla hizmet edebilir, yani sanatın, bilimin- kiler kadar hassas olan yasalarını inceler, deneylerini hazırlar ve keşiflerini yaparken, karşısındaki gerçekten başka -vatan dahil- hiçbir şeyi düşünmemesi lazımdır. Fransa için Devrim'in bütün ressamlarından daha_büyük bir övünç kaynağı olan Watteau ve La Touı'un eserlerini "yurtseverlik" adına yok etme­ seler de küçümseyen devrimcileri taklit etmeyelim. Seçme hakkı olsa, yufka yürekli bir insanın seçtiği alan anatomi olmazdı belki. Son derece iyi yürekli bir insan olan Choderlos de Laclos'ya Tehli­ keli îlişkiler'i yazdıran da, erdemliliği ve iyi yürekliliği değildi; ay­nı şekilde Flaubert de, Madame Bovary'nin ve Bir Gönül Eğitimi'nin konularını, küçük veya büyük burjuvaziyi çok beğendiğinden seçmemişti.
Sayfa 180 - YKY 19. Baskı, Nisan2023·Kitabı okudu
Yaşama sanatı, bize acı çektiren insanları, tanrısal biçim­ lerine ulaşmamızı sağlayacak bir basamak gibi kullanmak ve böylece hayatımızı mutluluk içinde, tanrısal varlıklarla donatmaktır. Bunun üzerine, kuşkusuz Kayıp Zaman'ı yakalamanın tek yolunun sanat eseri olduğunu algılamamı sağlayan ışık kadar parlak olmayan bir başka ışık parladı içimde. Edebî eserin bü­ tün bu malzemelerinin, geçmiş hayatım olduğunu anladım; ba­ na havai zevklerin, tembelliğin, sevginin, ıstırabın içinden gel­ diklerini ve benim, tıpkı bir bitkiyi besleyecek olan bütün be­ sinleri biriktiren tohum gibi, ne işe yarayacaklarını, hattâ yaşa­maya devam edeceklerini bilmeden, hepsini bir kenara yığdığı­ mı anladım. Ben de tohum gibi, bitki geliştiğinde ölebilirdim; bilmeden o bitki uğruna yaşamıştım, hayatımın, yazmak istedi­ ğim, ama bir zamanlar masa başına oturduğumda konu bula­ madığım kitaplarla günün birinde temas edeceği hiç aklıma gelmemişti. Dolayısıyla, o güne kadarki hayatım, şu başlık al­ tında hem özetlenebilirdi, hem özetlenemezdi: Bir Temayül. Özetlenemezdi, çünkü edebiyat, hayatımda hiçbir rol oynama­ mıştı. Özetlenebilirdi, çünkü bu hayat, bu hayatın acı ve tatlı hatıraları, bitkilerin yumurta hücresinde depolanan ve bir bitki embriyonunun gc.iişmek.e olduğu henüz belli değilken, gizli ama çok faal kimyasal dönüşümlerin, solunum işlemlerinin merkezi olan yumurta hücresinin, tohuma dönüşmesini sağla­ yacak besini aldığı besidokuya benzer bir birikim oluşturuyor­du. Yani hayatım, olgunluğunun meyvesiyle bağlantılıydı.
Sayfa 190 - YKY 19. Baskı, Nisan2023·Kitabı okudu