Elbette bu iyiliği yapmalıydım, bir insandan başka ne beklenirdi ki, diye düşünmelisin. İyilik yapmak insanın asli görevi ve rutinidir. İnsan kendi rutini ile nasıl övünebilir? Göz görmekle,kulak işitmekle, burun koku almakla nasıl övünebilir? Düşen bir insanı yerden kaldırmak, el uzatmak nasıl övünme kaynağı olabilir? Bunları insan olmanın gereği, doğal bir refleksle yaparsın.Fariza-i hilkat, fıtrat olarak yapar, ucub ve rüyadan kurtulursun.
Mezarlıklarda dolaştığın zamanlarda, insanlara kendini beğendirmeye çalışmanın ne kadar boş bir iş olduğunu, bazı şeylere üzülmenin veya sevinmenin ne kadar anlamsız olduğunu, önemsediğin bir çok meselenin aslında nasıl beş para etmeyen işler olduğunu idrak ediyorsun. Dünyanın aldatıcılığını hissediyor, işte bu yer benim asıl vatanım, gerçek bir ikametgahım, eninde sonunda varacağım kara topraklı kabrim, diyorsun.
Meğer kendimi aldatıyormuşum , derken bile kendini aldatıyorsun.
Yaratıcı ile aramda bir yakınlık, bir de uzaklık var. Yakınlık Allah’a, uzaklıksa sana aittir. Allah’a olan uzaklığından cesaret alarak “ Yaratıcı bana etki edemez!” diye bir ahmaklık da bulunma. Kendi uzaklığına bakarak da,O’nun sana teysir etmeyeceğini düşünme. Bu uzaklıktan dolayı, Allah’ım sana bir şey yapamayacağını ve Allah’ın otoritesinin dışında olduğunu zannetme.
Sahip olduğun sermayeyi merak ediyor musun? Kusurların, fakirliğin, acizim ve ihtiyaçların. Bunların yanyana gelmesinden meydana gelir.
Bedenin olumsuz değil , demirden ve taştan da değil,@ ve kemikten ibaret. Her gün biraz daha çürüyor ve yaşlanıyor. Sen de onun altında günden güne eziliyorsun. Bak geçmiş bir mezarlık; bedeninin oradaki kibarlığı yok olmuş. Gelecek zamansa başka bir mezarlık; bedenimin orada henüz yaratılmadı ve ölü hükümde. İki kabrin arasında sıkışmış bir zavallısın. Aczini ve haddini bil.