Kuşatıldığımız başarı algısı içinde, hırslarla donatılmış bir gelecek arzusuyla, bir okul tercihiyle hayatı değişecek inancıyla, bir sınav sonucunun sorgulamasıyla, var olmayan bir düşsel geleceğe kurban ettiğimiz çocuklarımız.
Şefkat, koşulsuz kabul gerektiriyor. Sanırım bu kabule öncelikle kendimizden başlamalıyız. Geçmiş utançlarımız, kapanmayan yaralarımız, örselenmiş ve hissettirmeden ruhumuzu cezalandıran yanımız kendimize şefkat gösterme konusunda zorluk yaşatabiliyor. Bunun kaynağı, muhtemelen kendi çocukluğumuzda saklı. İhmaller, görülmediğimiz anlar, sık eleştiriler, beğenilmemeler, kıyaslanmalar hep bir yerlerde saklanıyor. Yetişkinlikte belirli anlarda kendisini gösteriyor.
…..
“Eğer başkalarının mutlu olmasını önemsiyorsanız şefkate odaklanın; eğer siz mutlu olmak istiyorsanız yine şefkate odaklanın."
“Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil/ Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları” diyen Cibran’a inat çocuklarımızdan bir biz yaratmaya veya kibir kulelerimizden çocuklarımızı tanımlamaya çalışarak onlara zarar veriyoruz.
Çocuklarımızla kurduğumuz ilişkideki tutumlarımızı sorgulamadan önce, durmak kendimizi dinlemek; nerden geldiğimizi ne yapmaya çalıştığımızı, nereye gittiğimizi ve belki de var oluş amacımızı gözden geçirmek anlamlı olacaktır. Çocuklarımızı korumak için atacağımız adımlardan belki de en önemlisi, kendimizi korumak olabilir. Çağın girdabından uzaklaştığımızda çocuklarımız da korunmuş olacak.