Ve en son anlarsın ki;
“Varılacak yer de, gidilecek yol da Allah’
adır azizim…
“Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü hatırlatmak müminlere fayda verir.”[Zariyat,55]
Allah'ım, bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanların ve sapkınların yoluna değil.
Âyet-i Kerime de nimet verdiklerinin yoluna derizama senin gazap ettiğindemeyiz gazaba uğramışların deriz. Burada ki hikmetler şudur :
🌹Edep ve Rahmet Uslubu
Kuranda hayır ve nimet doğrudan Allahu Teâlâ'ya nispet edilir. Şer ve ceza ise edeben doğrudan nispet edilmez. Hz. İbrahim (as) şöyle derdi :
"hastalandığım zaman bana şifa veren O' dur."
(Şuara 80) hastalandıran dememiştir. Çünkü edep budur. Fatiha da bize bu edebi öğretir.
🌹 Gazap, Kulun Kendi Tercihinin Sonucudur
Allahu Teala kullarına zulmetmez.
Gazap: inkarın, inadın,bile bile Hak'tan yüz çevirmenin neticesidir. Bu yüzden ayette" gazaba uğramışlar "der yani gazabı kendine çekenler.
🌹 Nimet nasıldır, gazap geçici
Allah'ın rahmeti gazabını geçmiştir. Nimet vermek asıl, gazap ise istisnadır.
Tasavvufî bir incelik ;
Arifler der ki ; Nimet, tecelli-i rahmettir;gazap ise perdelenmiş rahmettir. Yani gazap bile aslında kul için bir ikaz ve arındırmadır. Bu yüzden doğrudan isnat edilmez.
🌹Fatiha bize sadece dua etmeyi değil, Allahu Teala hakkında nasıl konuşacağımızı da öğretir.
Allah gibi cömert ve şükre kat kat şükürle karşılık veren yoktur.
Allah'ın şükre karşılık vermesi ;
Günahların bağışlanması, Sevapları artırması veBilmediğimiz başka nice ikramlarını vermesidir.
Ey Ebu İshak! Allah, Kur’an-ı Kerim ‘ de, ‘bana dua edin, dualarınızı kabul edeyim,’buyuruyor. Biz dua ediyoruz, ama Allah dualarımıza karşılık vermiyor. Bunun üzerine İbrahim Bin Edhem şöyle der, çünkü on şey kalbinizi öldürmüştür; Allah’ı biliyorsunuz ama onun sizin üzerinizde olan hakkını eda etmiyorsunuz. Kur’an-ı Kerim ‘i okuyorsunuz ama içindeki hakikatlerle amel etmiyorsunuz. Allah Resul’ünü S.A.V sevdiğinizi iddia ediyorsunuz ama onun sünnetleriyle amel etmiyorsunuz. Şeytanın, düşmanınız olduğunu iddia ediyorsunuz, sonra da onu sevindirecek işler yapıyorsunuz. cennete müştak olduğunuzu, ona olan hasretinizi ifade ediyorsunuz; ama oraya girmek için çalışmıyorsunuz. Cehennemden korktuğunuzu söylüyorsunuz, lakin ondan kaçınmıyorsunuz. Ölümün hak olduğunu söylüyor; fakat onun için hazırlık yapmıyorsunuz. İnsanların ayıplarıyla uğraşıyor; kendi ayıplarınızı unutuyorsunuz. Allahın nimetlerini yiyor; fakat şükrünü eda etmiyorsunuz. Ölülerinizi defneyorsunuz; fakat ölülerinizden ibret almıyorsunuz. Bu şartlarda dualarınız nasıl kabul edilsin ki?