Kitabı az önce bitirdim. Okuması gayet kolay dili basit bir kitap. Kitap aşk üzerine yazılmış aşka farklı bir pencereden bakmayı hedef edinmiş bir olay örgüsü barındırıyor. Ece Kenan Ceyda ve Selda karakterleri hayatlarında konu aşka gelince tıkanıp kalmış karakterler. Hepsinin yolu aşka bi şekilde düşmüş ama kimisi o yolda kaybolmayı seçmiş kimisi ise doğru bildiği yolda gitmeyi. Kitapta Ceyda karakterini oldukça sevdim tam bir sebebi de yok aslında ama sevdim yine de. Ece karakterine tam olarak hak verdiğim söylenemez. Evet farklı sorumlulukları var aşka gelene kadar ama aşk öyle kafam rahatken yaşayayım herşwy yoluna girsin Bakarız denecek bişey değil. Bence tüm sorumluluklarını içerisinde bulunduğu o güzel aşkı harcayarak değil de o aşkla yol alarak yerine getirmeyi başarabilirdi gibi geliyor. Ya da belkide aşk denen şey karşı taraf bu sorumlulukların altında ezilmesin diye ölümüne sevse de ondan uzaklaşmayı gerektiriyor bilmiyorum. Kitap bu noktada biraz eksik kaldı sanki. Daha net bir sonu hakediyordu bence.
Yazar kitapta " ona göre aşk bu dünyaya ait değil. Sanki başka bir gezegende yaşıyor ve doğası ölümsüz. Bize yüzünü gösterdiği, içimize düştüğü anda, aslında bizi de o ölümsüzlüğe çağırıyor. Ama biz bunu anlamıyoruz. Başka bir evrenin varlığı olan aşkı bu dünyada yaşatmaya çalışıyoruz. Bu da suyun olmadığı bir gezegende çiçek ekmeğe benziyor. Biz aşkın öldüğünü zannediyoruz ama aslında aşk sadece bu dünyada ölüyor. Ve eğer onu yaşatmak istiyorsak, onu bu dünyada tutmakta diretmek yerine, aşkın kendi alemine geçmemiz gerekiyor. " ne de güzel demiş değil mi... Aşk denen şey bu dünyaya fazla güzel kaçar... Başka evrende tertemiz yaşanmalı...
Bir masal kitabının sayfaları arasında kaybolup gidiyoruz kitabı okurken. Beş farklı ülke, beş farklı prens ve beş farklı hayat... Masal bu ya yeryüzünde beş farklı kıta ve beş farklı krallık yönetimi var. Herkes huzur içerisinde yaşarken beş farklı prens bir gece aynı rüyanın heyecanına kapılıyorlar. Dikkat edersek beş rakamı çok yerde vurgulanıyor. Çünküü aşkın sayısı beştir diyor yazar güzel bir şekilde de açıklıyor sebebini... Çok değer verdiğim birisi de beş rakamına önem verdiğini söylerdi hep... Sabır dır derdi beşten için. Doğruymuş... Sabrın ilmek ilmek dokunduğu en eşsiz yer bir aşkın içine düşmekmiş... İnsan aşık olunca anlıyor sabır denen şeyin hem ne kadar acı hemde ne kadar kıymetli olduğunu...
Neyse gelelim kitabımıza... Huzur içerisinde yaşayan bu beş ülkenin prensi rüyalarında gördüğü muazzam güzellikteki kızın peşine düşüyorlar, yanlarına beş kişiyide alaraktan. Rüyalarını süsleyen o eşsiz prensese kavuşmak uğruna nice zorluklara göğüs geriyorlar. Prensesi her buldum sandıklarında başka bir çaresizlik çalıyor kapılarını. Devamında ise yazarımız insanlığın aşkta kaybettiği en önemli yeri vurgulamak adına masalı güzel bir yere bağlıyor. Kitabı oldukça sevdim. Hatta elimden bırakmadan okumak istedim kimi zaman. Bayadır masal okumayı bırakmış olmanın özlemi de sebep oldu sanırım bu güzel hissiyata. Demek ki yetişkinlerin de masal okumaya ihtiyacı varmış ara ara... Kitabı tavsiye ederim. Biz insanoğlunun peşinde koştuğumuz aşkı gün gelip de nasıl mahvettiğimizi gösteriyor ... Sahip olunca aşka, sanıyoruz ki onun üzerinde her hakka sahibiz... Değiştirmeye, sıkıştırmaya, kısıtlamaya hatta üzmeye ağlatmaya bile... Oysaki aşk özgülüktür... Sevmek için hür olmak gerekir. Özgürlüğün olmadığı yerde aşkta yoktur diyor yazar. Oysaki insanları sevme konusunda ne
Dostoyevski bu romanında modern çağa ayak uyduramamış 40 lı yaşlarında bir adamın iç çatışmalarını anlatıyor. İnsanların içerisine bir türlü karışmayı başaramayan her daim kendisini toplumdan ayrı gören karakterimiz kitabın ilk bölümünde içerisinde bulunduğu ruh halini ve insanlara bakış açısını anlatıyor. Kendisini bazen utanarak da olsa tüm insanlardan daha zeki görüyor. Fakat burada araya girerek şunu belirtmek isterim ki kitabın ikinci bölümünde tanıştığı bir kadınla arasında geçen diyalog karaktere bakış açımı biraz zedeledi. Spoiler olmaması adına orayı yazmayacağım ama karakterimizin o kısımda kendisini namuslu Bi karakter gibi gösterip karşısındakini tam tersi olarak görmesi biraz ilginç geldi. Fakat modern toplumun yozlaşması konusu ile alakalı olarak görüşlerine oldukça katılıyorum . Kısacası birinci bölüm hep insan tahlilleri toplum analizleri ile geçiyor. Fakat ikinci bölümde daha çok olay örgüsü giriyor işin içerisine. Adı sanı belli olmayan karakterimizin bu içine kapanık halinin sebebi anlatılıyor bu kısımda. Kitaba dair anlatacaklarım yüzeysel olarak böyle. Hala daha dostoyevskinin diline tam alışabilmiş değilim. Kelimeleri çok fazla dans ettiren bir yazar ve bu da yavaş yavaş ince ince okumayı gerektiriyor. Tabi ki bu yazarın kalitesini gösteriyor elbette ki ama sanırım ben daha tam olarak o kaliteye erişemedim. Bana kalırsa işlenen bu konu evet oldukça güzel fakat anlatım tarzı fazla dolambaçlı. Daha fazla sözcükle daha az mesaj verilmiş gibi. Dostoyevskiyi eleştirmek bana düşmez ama sanırım beni aşıyor şimdilerde. Alıştıktan sonra tutkunu bile olabilirim hiç belli olmaz.
Ama burada gereksiz bir soru soruyordum kendime: "Hangisi daha iyidir, kolay elde edilmiş bir mutluluk mu, yoksa insanı yücelten acılar mı? Evet, hangisi daha iyidir?"
Alan karakterini uzaktan izleyip onun korkularına, tereddüt ettiği şeylere, içinden geçirdiği her düşünceye şahit olmak güzeldi. Çünkü çoğumuz yaşıyoruz ya da bir dönem yaşadık bu tür eksiklikleri. Özgüven sorunu maalesef ki insanın hayatını en derinden etkileyen sorunlardan birisi. Çoğu zaman bu sebeple hep es geçtik kendimizi, oysaki en değer vermemiz gereken kişi kendimiz iken bizler sırf kabul görme umuduyla kendimizden verdik. Bu kitapta da aynı bu sorunlarla baş etmeye çalışan genç bir karakter karşılıyor bizleri. İntiharın eşiğine geldiğinde birisiyle tanışıyor ve onunla bir anlaşma yaparak herşeyi yoluna koyma çabasına giriyor. Ne kadar Dubreulle ye güvenmiyor olsa da onun verdiği yönergeleri uygulayarak kendisine değer vermeyi, özgüven kazanmayı hedefliyor karakterimiz. Söylenenleri uygulamaya çalışan Alan günden güne kendisini yeniden inşa etmeye başlıyor. Kitapta finans ve borsa ile alakalı bahsedilen yerler çok sıkıcı gelsede Allahtan az yer verilmişti. Genel olarak kitap çok güzeldi. Beğenerek okudum. Hele ki platonun mağarası konulu algoritmadan bahsederken bolca öz eleştiri yaptım. Çok defa aynı yeri baştan okudum. Kitabın sonu da bir o kadar şaşırtıcı idi. Sonuç olarak iyi ki okumuşum dediğim bir kitap oldu. Tavsiye ederim.