Ayşe Kahya

Ayşe Kahya
@Kitaptutkunuayse
9/10
·200 syf.··
2025 49. kitabı
Merhaba kitap sever dostlarim Değerli Cem Şanver’in kaleme aldığı bu eser, alışılagelmiş tarihi romanların aksine, okuyucuyu sadece geçmişin savaş meydanlarına değil, bir insanın iç dünyasındaki en mahrem çatışmalara davet ediyor. Hikaye, 2001 yılında bir televizyon programında Prof. Dr. Selim Şifaveren hakkında ortaya atılan "Hain mi, kahraman mı?" sorusuyla fitili ateşlenen muazzam bir kurgu. Yazarın kronolojik geçişleri o kadar doğal ki, kendinizi bir anda 2000'lerin modern stüdyosundan çıkıp 1918 İstanbul’unun o ağır, puslu ve işgal kokan sokaklarında buluyorsunuz. Kitabın merkezindeki Dr. Selim, aslında bir devrin ve o devrin aydın kesiminin yaşadığı kimlik bunalımının vücut bulmuş hali. Paris'te Sorbonne eğitimi almış, Batı kültürüyle yoğrulmuş bir hekimin; işgal altındaki memleketine döndüğünde yaşadığı o "yabancılaşma" hissi çok başarılı işlenmiş. Selim’in hayatındaki iki kadın, sadece birer aşk öznesi değil, aslında Selim’in önündeki iki farklı yolu temsil ediyor. Süreyya, babasını Çanakkale’de kaybetmiş, vatan aşkıyla yanıp tutuşan, Anadolu’daki direnişin saflığını ve cesaretini simgeleyen bir kadın. Selim için bir nevi vicdan azabı ve ait olduğu köklerin çağrısı. Eleni, Selim’in geçmişte bıraktığı Avrupa hayatını, modernliği ve konforu temsil ediyor. İşgalci İngiliz komutanı Albay Williams ile kurulan o tehlikeli bağın merkezinde durarak Selim’i "teslimiyetin karanlığına" çeken bir figür. Yazar, Selim’in İngiliz Albay Williams ile olan yakınlığını anlatırken okuyucuyu sürekli bir yargılama eşiğinde tutuyor. Bir yanda Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlığından sorumlu olacak kadar güvenilen bir hekim, diğer yanda İngiliz kraliyet arşivlerinden çıkan ve ihaneti işaret eden belgeler... Bu ikilik, okuru bir dedektif gibi satır aralarında ipucu aramaya
Esir Şehrin İki YakasıCem Şanver · Kanon Kitap · 202516 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·396 syf.··
2025 48. kitabı
Merhaba kitap sever dostlarim Bazı kitaplar vardır, bittiğinde sadece bilgi vermez; zihninizdeki taşları yerinden oynatır. Gaston Gaillard’ın "Türkler ve Avrupa" kitabını kapattığımda hissettiğim tam olarak buydu. Bir Türk olarak kendi tarihimizi okumaya alışığız ama bizi "öteki" olarak gören bir dünyadan, üstelik o dünyanın içinden bir Fransız’ın kaleminden kendimizi izlemek bambaşka bir deneyimdi. Kitabı okurken en çok şuna takıldım: Tarih, gerçekten yaşanmış olaylar silsilesi mi, yoksa güçlülerin yazdığı bir kurgu mu? Gaillard, 20. yüzyıl başındaki o puslu atmosferde, Avrupa’nın "Doğu Sorunu" adı altında yürüttüğü o büyük manipülasyonun perdesini aralıyor. Yazarın bir kaşif ve devlet adamı olması, olaylara sadece bir tarihçi gibi değil, bir stratejist gibi bakmasını sağlamış. Okurken bazen kızdım, bazen "işte bu" dedim, bazen de bilmediğim gerçeklerle yüzleşmenin şaşkınlığını yaşadım. Özellikle Osmanlı’nın son demleri ve Cumhuriyet’in doğum sancılarını bir yabancının objektifinden izlemek, bugünkü Türkiye’yi anlamak adına bana çok daha geniş bir perspektif sundu. Kitabın en vurucu yanı, Ermeni meselesinden Sevr Antlaşması’na kadar pek çok tartışmalı konuyu akademik bir dilden ziyade, o dönemin ruhunu yansıtan belgeler ve mektuplarla harmanlaması. Akademik bir metin kadar derin ama bir roman kadar akıcı bir dili var. Özellikle Batı’nın kendi çıkarları uğruna Türkleri nasıl "barbar" gibi göstermeye çalıştığını ve bu algı operasyonlarının tarih yazımını nasıl zehirlediğini görmek benim için tam bir farkındalık anıydı. Gaillard, bize ayna tutuyor ve o aynada gördüğümüz gerçekler bazen canımızı yaksa da bizi çok daha güçlü bir perspektife ulaştırıyor. Geçmişini tanımayan toplumların, aynı hataları "kader" sanmaya mahkûm olduğunu bir kez daha hatırlatan bu şaheseri
Türkler ve AvrupaGaston Gaillard · Kanon Kitap · 202120 okunma
Puan vermedi
Merhaba kitap dostlarım ​Bugün size severek okuduğum, hatta okurken kendime notlar almaktan alamadığım bir kitaptan bahsetmek istiyorum: Nevit Dilmen'den "Binbir Işık Noktası". ​Açıkçası bu bir masal kitabı, ama sadece çocuklar için olduğunu düşünüyorsanız yanılırsınız. Bence yazarın kalemi o kadar samimi ve akıcı ki, okurken ne ara ilerlediğinizi fark edemiyorsunuz bile. İçinde tam 144 kısa ve öz masal var. Her biri bir emek, bir öğreti ve her biri insanın iç dünyasına yoğunlaşıyor. ​Kitabın en sevdiğim yanı, klasik masal kalıplarının dışına çıkması oldu. Masallar, eksik yanlarımızı görmemize ve onları doğru bir şekilde tamamlamamıza yardımcı oluyor. Konular, tam da hayatın içinden: Sevgi, saygı, empati, cesaret, dostluk ve en önemlisi özgürlük. Kitabı okurken, içimdeki küçük çocuğun "Ben buradayım!" diye ayağa kalktığını hissettim. ​Sadece 144 masal olması, kitabı yorucu yapmıyor; aksine, her biri ayrı bir mesaj içeriyor. Bazıları karanlık bir mağarada kör karanlıkta yürürken bize bir ışık uzatıyor, bazıları ise hatalara rağmen kendimizi sevmenin ne kadar büyük bir güç olduğunu fısıldıyor. Unutmayın, kitaptan en sevdiğim alıntılardan biri: "Taşla yapılan duvar yıkılabilir ama sevgiyle kurulan yapıt, zamana meydan okur." Keyifli okumalar dilerim. Kitap ve sevgiyle kalın! @binbirisiknoktasi @yedi_cift Serpil Meriç Seher Koyunlu #kitap41 #binbirişık_noktası #mertvedurununannesininkitaplari
Binbir Işık NoktasıNevit Dilmen · Yedi Çift Yayınları · 202565 okunma
9/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2025 47. kitabı
Merhaba kitap sever dostlarim Nazan Arısoy'un "Frida Kahlo" kitabını bitirdikten sonra hissettiğim tek şey, hayranlık. Açıkçası, Frida'yı daha çok sözleriyle ve sanatıyla tanıyordum, ancak bu eser onun hayatındaki zorlukların, acıların ve o büyük aşkın ne kadar derine işlediğini görmemi sağladı. Yazar, klasik bir biyografi yazmak yerine, sanki bir arkadaşının hikayesini anlatıyormuş gibi, o kadar içten bir dille yazmış ki, sayfaları çevirirken Frida'nın mücadelesine ortak oluyorsunuz. Kitap, Frida'nın çocuk felcinden tramvay kazasına, Diego Rivera ile olan fırtınalı aşkına kadar yaşadığı her şeyi açıkça ortaya koyuyor. Ancak beni en çok etkileyen, tüm bu fiziksel ve duygusal acılara rağmen hayata tutunuşu ve o "özgür ruhunu" asla kaybetmeyişi oldu. Gerçekten inanılmaz bir kadın. Bu kitabı okumak, bir kadının ne kadar güçlü olabileceğini, acıyı sanata ve yaşama sevincine nasıl dönüştürebileceğini gösterdi. Özetle, bu kitap sadece bir okudum bitti eseri değil, kendinize dair bir şeyler bulabileceğiniz, ruhunuzu besleyecek bir tavsiye. Frida'nın dediği gibi, "Hoşçakal, özgür kız Frida!" Alıntılar Ben kırık dökük bedenimin içinde kusursuz ruhumla hep özgürdüm. Ne kurbanım, ne de katilim. İnsanım ve olması gerektiği kadar çingeneyim. Her şeyi kabullenen değil, kabul etmeyi beklemeyen, onaylanmaya ihtiyacı duymayan ben olarak yoluma devam edeceğim. Herkes diyor benim de, bana ait bir gökyüzüm var. Kendi fırtınam, yağmurum, şimşeğim, baharlarım ve yakıcı yaz günlerim, karanın görünmediği. Kendi okyanusum var. Dizlerimin yaralarını ağlamayı bıraktığım günden bugüne ruh yaralarına da duyarsızlaştım. Acımadı ki diye kandırmıyorum da kendimi acıyorum, sızlıyorum, yaşıyorum, öğreniyorum. Hepsini yaşamaya tercih eden benim, biliyorum. Not ; Eser, Frida Kahlo'nun hayatının tüm
Frida KahloNazan Arısoy · Dokuz Yayınları · 20191,752 okunma
9/10
·212 syf.··
Beğendi
·
2025 46. kitabı
Merhaba kitap sever dostlarım.. Bu sefer size öyle bir polisiye/gerilim ile geldim ki, bittiğinde sadece Katil kim? diye sormuyorsunuz, aynı zamanda Ben kimin Golem'iyim? diye de düşünürken buluyorsunuz kendinizi. GOLEM... Baştan söyleyeyim, bu sadece klasik bir cinayet romanı değil. Kitap, 40 yaşında, işten kovulmuş, hayatı darmadağın olmuş eski gazeteci Osman Gündüzü'nün, eski sevgilisinin ricasıyla bir cinayet davasına dalmasıyla başlıyor. Hız, aksiyon ve sır perdesi daha ilk sayfalardan itibaren tavan yapıyor. Olay, "Çöl Ayısı" adını verdikleri genetik bir projenin etrafında dönüyor. Ama bu proje öyle masum falan değil. İşin içinde MİT, kiralık katiller, İsrailliler, Ruslar... resmen bir uluslararası komplo sarmalına düşüyorsunuz. Osman, bir dedektif gibi ipuçlarını kovalarken, aslında bilmeden çok daha büyük, çok daha tehlikeli bir oyunun piyonu olduğunu fark ediyor. Beni en çok çarpan kısım ne oldu biliyor musunuz? Yazarın, hikayenin derinliklerine serpiştirdiği Golem metaforu. Golem, mitolojide çamurdan yapılmış, sahibinin emirlerini yerine getiren yaratık ya... İşte kitap, bizi de birilerinin çıkarları için kullanılan, iradesi elinden alınmış Çamurdan varlıklar olarak sorgulatıyor. Osman, cinayeti çözmekten çok, bu büyük sistemde kimin kime hizmet ettiğini, kendisinin bile farkında olmadan kimin golem'i olduğunu anlamaya çalışıyor. Bu alt metin, kitaba sadece heyecan değil, sağlam bir felsefi derinlik katmış. Kitabın temposu hiç düşmüyor; her sayfada yeni bir sır, yeni bir soru işareti beliriyor. Finali ise gerçekten sarsıcı. Rahatlatan bir son beklemeyin; daha çok zihinde bir boşluk ve tonla sorgulama bırakan, "düşündüren bir final" olmuş. Eğer; Hızlı, akıcı ve yüksek tempolu polisiye seviyorsanız, Sadece cinayeti değil, siyaseti, medyayı ve insan
GolemM. Enis Tayman · Kanon Kitap · 202517 okunma