Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Spinoza'nın bir sözü beni sık sık düşündürür: Havaya fırlatılan taş konuşabilseydi, mutlaka kendi arzusuyla yolculuğa çıktığını söylerdi.
Fırtınalı bir denizde çalkalanan pusulasız bir gemi, bizden daha hürdür.
Sevgi Soysal ile tanışma kitabım oldu Tante Rosa. 14 hikayenin konusudur Tante Rosa, bazen öznesi bazen de nesnesidir. Bazen de gitmelerin, gelmelerin, ölmelerin, öldüm sanmaların ismidir.
İçini öldürmeye,şiddetle karşı çıkan bir çocuktu Rosa. İçinden geldiği gibi yaşayanlardan yani. Hayalle gerçek arasındaki uçurumdan başı dönüp vazgeçmişlikleri de vardır. Ama yine de durmayan biriydi kitap boyunca. Bilmediği yollara giren, sonra kaybolan, buldum derken yine kaybeden ama yine de duramayan biri. Alışılmışların dışına çıkmayı arzulayan bir yanı da vardı. Alışanlar şüphesiz vurguna uğruyordu; eğer o alışkanlık Rosa'yı sıkışmış hissettiriyorsa. Okuduğu dergilere inanıp, hayatını çıkmaza sokabilecek kadar saf da olabiliyordu bir anda. Yanlışı öğrenmek için yaşamanın şart olduğunu hisseder gibiydi o saf halleri.Bir de mücadeleciydi Tante Rosa. Hem de en güzelinden. Batıp çıkmalara alışıktı. Ama batıp saplanmaya asla. Kitapta en çok hoşuma giden ise kendisine söylediği şarkıydı.
"Tante Rosa, Tante Rosa I Love You"
Sanırım yalnız hissettiğim zamanlarda aklıma gelecek, kendisine aşk şarkıları söyleyen Tante Rosa.
Sevgi Soysal'ın yaşlılık ve ölüm temalarını yorumlayışı ise bana fazlasıyla dokundu bu kitabında. Yaşlılığın Rosa'daki hali biraz inkara dayanıyordu. Gençliğin görkemine, dikkat çekiciliğine hasretti Tante Rosa. Okudukça farklı duygular uyandırdı şahsımda. Yaşlılığa henüz uzakken, oturup düşünmeyi gerektiren birçok mesele olduğunu hissettiriyor Tante Rosa'yı okumak. Kadınca bilmeyişlerin tek adı diye bahsederken Sevgi Soysal, bana öyle geliyor ki artık bilerek yaşamanın gerekliliğinden bahsediyordu. Onca yanlış ortama, insana, zamana rağmen kendimizi tanımanın en mühim mesele olduğunu bilmek gerekliydi. Yoksa insan kendisine yabancı kalırdı. Hikayesi hep eksik