Kağan öfkesini yenmeye uğraşarak Bögü Alp'a sordu:
-Batı Kağanı'nın katında ok atılsa kim atacak?
-Ben atacağım.
-Kılıç oyunu olsa?
-Ben oynayacağım.
-At yarıştırılsa?
-Ben yarışacağım.
-Güreş yapılsa?
-Ben güreşeceğim.
-Böyle yavuz bahadırsın da neden senin adını şimdiye değin işitmedim?
-Taş yerinde ağırdır kağan!
-Yüce beğimiz Şen-King'den izin aldım. Sizinle at yarıştırmak istiyorum. Kendinize güveniyor musunuz?
Yamtar şaşırdı:
-Anlamadım, sen mi yarışacaksın? Kiminle yarışacaksın?
-Sizinle...
Pars cevap verdi:
-Ötüken'de çocuk mu yok? Sen onlarla yarış!
Çinli gülüyordu:
-Yüce beğimiz bana bir altın akça verdi. Yarışı kazanan akçayı alacak.
-Yüce beğinin canı bize bir altın akça vermek mi istiyor ?
Çin subayı meydan okuyordu:
-Kendine güvenen er alanına çıkar.
İki onbaşı bakıştılar. Çinli onları kandırmak için uğraşıyordu:
-Türk çerileri yarıştan çekinir mi ? Şimdi üçümüz atları mahmuzlar, süreriz. Şu geldiğimiz yerde, yüce beğimizin otağına varmadan önceki tümseğe dek gider, sonra gene buraya geliriz. Birinci gelen altını alır.
Pars Çinliye dik dik baktı:
-Öyleyse altını bize ver. Biz sonra Yamtar'la yarışırız. Kazanan altını alır, dedi.
-Beğimiz ikinci için de bir gümüş akça verdi.
-Onu da bize ver. Üçüncü için bir şey verdiyse onu kendine ayır.
Ardımda, kılıç ve kalkanlarıyla saf tutanlar , zafer için değil, kalplerini dolduran inanç ve damarlarında akan kanın asaletine duydukları saygıyla savaşırlar!