Ahmet Arif, öyle yüce gönüllü bir insan ki, aslında sevginin ne kadar büyük, ne kadar kıymetli ve en önemlisi hiçbir karşılık görmeksizin de yaşanabileceğini gösteriyor bize. Öyle seviyor ki Leyla'sını, onun hayatında her ne sıfatla bulunursa bulunsun kabulü oluyor. Büyük aşkına karşılık bulamadığında kardeşi, dostu olmayı da yeğliyor. Leyla'sını doğuran anaya hitaben:
''Bin yıl, bahar içre ömrünü sürsün,
Seni doğuran ana. '' diyor.
'' Şunu da iyi belle: Benim için mühim olan sana aşık olmak veya aşık olmadığımı bağırıp yırtınmak değildir. Aslolan, seni kırmamak, üzmemek, kaybetmemektir. Anladın mı canım?''
Mektuplarını hep Leyla'sının gözlerinden öperek bitiriyor ve ekliyor ''Gözlerinden öpemeyeceğim birine yazmak, mektup atmaktan tiksinirim. Bunu da böylece kabul edeceksin.''
Evlendiğini duyduğunda ise '' Evleneceksin demek? Herhal çocuğu sevdin! İnşallah mesut olursun canım. Ama müstakbel kocan bana yazdığında kızmayacak cinstendir inşallah. Yoksa seni kaybetmek, sesini duymamaktansa gebereyim daha iyi olur. ''
Sevdiği kadına ve kararlarına bu denli saygı duyup, kabullenişi ve hitaplarını dahi o vakitten sonra dostum olarak değiştirmesi... Ahmet Arif tekrar söylüyorum sen ne yüce gönüllü bir adamsın!
1954 - 1959 yılları arasında süren mektuplaşmalardan sonra 1977'den son bir mektup okuyoruz ve beni ağlatan bir mektup oldu bu. Yıllar geçmiş, her iki tarafta hayatına dönmüş, dönmek zorunda kalmış. Ahmet Arif kendi çocuğu Filinta'nın beş yaşına bastığından bahsediyor. Fatoş ablasını( Leyla Erbil'in kızı) ve seni öper diyerek mektubu sonlandırıyor.
Kesinlikle okuyun çok etkileneceksiniz. Bu zamanlarda yaşanması muhtemel sevdalardan değil. Tamamıyla çıkarsız, gerçek bir sevdadan geriye kalan mektuplar çok kıymetli çok özel...
Ahmet Arif'in en sevdiğim şiirinin bir