Stirner ile tanışmamın üzerinden 6 yıl geçti sanırım. O gün bugündür 2 başucu kitabımdan birisi olmuştur. Diğeri de Albert Caraco'nun Kaos'un Kutsal Kitabı. Stirner, insanların sürekli birbirlerini aşağılamak için kullanılan egoistlik kavramını, hak, adalet, hukuk gibi tüm toplumsalı alıp, hepimizin yüzüne çarparak kendi Ben'liğimizi göstermiştir. Bizi toplumsalın, devletin, yasaların elinden kurtarıp, Ben'i Ben ile bırakmıştır. Caraco ise hayata, dünyaya, topluma Pollyannacı bakış açısına karşı tamamen gerçekçi bir dünyayı, hayatı ve gidişatı bizlere göstererek hepimizi ''Harikalar Diyarı'ndan'' çekip çıkarmış, elimize kazma kürek bile vermeden, kendi ellerimizle kendi mezarımızı kazmak üzere bizi zifiri karanlık bir mezarlığın ortasında bırakmıştır. Benim için yeri değişmeyecek 2 kitaptır. ''Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?'' demişti Kafka. İşte o kitaplar, bu ikisidir benim için. Neyse konuyu daha fazla uzatmadan Stirner ve Biricik'i üzerinden devam etmek istiyorum.
Stirner ile tanışmadan önce ideolojik olarak Anarko-komünizm kafasındaydım. Daha toplumsalcı, daha yardımlaşma ağırlıklı, dünyanın değişmesi falan filan tamamen Kropotkin, Malatesta, Proudhon, Bakunin, William Godwin etkilerinde yürüyordum. Durruti ve Nestor Makhno'nun yoldaşlarıyız tadındaydım. :) Neyse, anarşist çevrelerde de Toplumsal Anarşizm mi, yoksa Bireyci Anarşizm mi tartışmaları fazlasıyla revaçtaydı. Toplumsal anarşistlerin bile yüzünü buruşturarak nefretle baktığı Stirner. O dönemler sosyal medyada Stirner'in bir alıntısına rast gelmiştim. Bu sayede Stirner'i öğrendim, araştırdım ve kitaplarını okumaya karar verdim. -Çok üzüldüğüm bir konu ki maalesef 2 kitabı vardı. Gönül isterdi ki onlarca kitap yazsaydı da