Çünkü herkeste ortak başka bir şey var: öfke. Dritto’nun birliği: küçük hırsızlar, jandarmalar,eski askerler, kara borsacılar, serseriler. Toplumun katmanları arasına yerleşip bütün çarpıklıkların ortasında düzenini kurmuş, savunacak ve değiştirecek hiçbir şeyleri olmayan insanlar. Ya da bedensel kusurları olanlar veya takıntılı ya da fanatik kimseler. Onları öğüten çarka bağlı oldukları için, bu insanlarda bir devrim fikri doğamaz. Ya da öfkenin, aşağılanmanın çocuğu olarak sakat doğar, uç görüşleri olan aşçının uzun sıkıcı konuşmalarındaki gibi. Niçin savaşıyorlar öyleyse? Bir yurtları yok: ne gerçek ne hayali bir yurtları. Gene de onlarda da cesaret olduğunu, aşırı bir öfke olduğunu biliyorsun. Aşağılanmış yaşamlarından, sokaklarındaki karanlıktan, evlerindeki pislikten, çocukluklarından beri öğrendikleri edepsiz sözlerden, kötü olmak zorunda kalmanın bezginliğinden geliyor bu öfke. Ve küçücük bir şey, yanlış bir adım, içlerindeki bir kızgınlık yetiyor, Pelli gibi kendilerini karşı tarafta buluyor ve aynı öfkeyle, aynı nefretle, şu ya da bu kişilere ateş ediyorlar, fark etmiyor onlar için.