Nihayet, son zamanlarda,psikanaliz, dil bilimi, etnoloji hakkındaki araştırmalar, özneyi arzusunun ilkelerine, dilinin formlarına, eyleminin kurallarına, mitik ya da masalsi söylemlerinin oyunlarına bağlı olarak merkezden kaydırdığı zaman; insanın kendisinin ne oldugu üzerinden sorgulanan cinselliğini ve bilinçsizliğini, dilinin sistematik formlarıni ya da uydurmalarınin düzenliliğini açıklayamadığı apaçık ortaya çıktığı zaman, tarihin sürekliligi teması yeniden canlıli kazandı: kopuş değil oluş, ilişkiler oyunu değil iç dinamizm, sistem değil özgürlük için verilen sıkı emek, biçim değil kendi kendini yeniden ele alan ve şartlarıni en sonuna kadar zorlayip kendini yeniden yakalamaya çalışan bir bilincin sürekli çabası olacak bir tarih; bütün sınırları yıkmakla son bulan bir hareketin hem uzun kesintisiz dayanaklıligi hem de canlıligi olacak bir tarih.
bence uzun yaşam peşinde olduğu için koşan insanlar, pek de o kadar fazla değil. Aksine uzun yaşayabilecek olmasam da en azından yaşarken dolu dolu bir yaşam sürmek isterim, diye düşünerek koşan insanlar sayı olarak çok daha fazladır bence. Ne olduğunu anlamadan yaşanan bir on yıla kıyasla net hedefler belirlenerek dolu dolu yaşanan bir on yıl doğal olarak çok daha istenir bir şeydir. Koşmak gerçekten bu konuda yardımcı olur