İnsan bir garip canlıdır ki, her şeye alışır, her alışamadığı şeyden korkar. Hatta bazen o kadar korkar ki, ölümü, dünyada en geçici şeylerden biri olan konforundan ayrılmayı tercih eder.
Ara sıra şehirlerin o boğucu havasından, tekdüze manzarasından kaçarak hafif hafif esen rüzgarın çiçeklerin gözeneklerinden henüz kurtulmuş parçalarıyla dolu havayı solumayı hangi gönül istemez? Kırların birbirine benzemez nice yüz bin renk ve şekillerine dalmayı hangi göz vardır ki arzu etmez?
Biliyorsunuz Nietzsche, babası öldüğünde değil, Wagner'le bozuştuğunda değil, Salomé tarafından reddedildiğinde değil, bir atı kırbaçlanırken gördüğünde çıldırmıştı. Filozofik yaşamın sırrı bu; kendi acını değil, başkasının acısını görebilmek ve o acıyı kendi acına yeğ kılmak.