-Spoiler İçerir-
İlk kitap incelememi ilk defa kitabını okuduğum Cengiz Aytmatov'un Beyaz Gemi adlı eseriyle paylaşıyorum. Acemice ve içimden geçenleri, hissettiklerimi paylaşacağım.
Kitabın kahramanı anne ve babası tarafından terk edilmiş, dedesi ve ninesi ile yaşamaya bırakılmış ufak bir çocuk fakat bu çocuk hayal gücü geniş, kötü düşüncelerden uzak, tertemiz biri. Aklından geçenleri anlatırken kendimi onun yerine koyabiliyor ve yaşadığı heyecanları yaşamama müsaade ediyor gibi hissettim, kendisine bu vesile ile bağlandım :) Bozkırlarda günümüz çağından çok farklı ve sade bir yaşam süren çocuğun arkadaşı bile yok hatta bunun için bir kaç büyük kaya parçasına lakap takmış, onlarla yakınlık kurmuş. Bitkilerin özelliklerine göre onların niteliklerini belirlemiş ve birlikte yaşamayı öğrenmiş. Tek mal varlığı Mümin dedesine hediye edilen dürbün ve sonradan okula gitmesi için alınan bir çanta. Onlarla bile kuvvetli bir bağ kurup arkadaş gibi konuşuyor, dertleşiyor, bildiklerini öğretmeye çalışıyor..
Mümin isimli dedesi yaşlı, bilge, çalışkan ama bir o kadarda etrafı tarafından kaile alınmayan, silik, kendi halinde kişilik. İkili arasındaki sevgi bağı insanın içini ısıtıyor ve yüzlerde tebessüm oluşturmaya yetiyor. Dedenin sonradan yaşamaya başladığı ninesi ise despot ve söz yerinde ise mendebur bir kadın. İnanın konuştukça insanın sinirlerini hoplatıyor.
Kitabın kötülüğü ve bu kadar iyi insanın tam zıttını temsil eden karakter ise Orozkul; Mümin dedenin damadı oluyor. İkili arasında yaşanan diyaloglar insanı sinir harbine sokuyor. Kızının kısır oluşu sebebi ile kocası tarafından sürekli dövülmesi, aşağılanması insanın kaşlarını çatarak satırları okumasına sebep oluyor. Daha da ilerisi Orozkul'un Mümin'in üzerinde kurduğu baskı, kötü düşünceler, psikolojik buhran insanı