Konuşmaya ne lüzum vardı? Bütün güzel laflardan ve hoş insanlardan sıkılan bu mahlukları, birbirlerinin sessiz mevcudiyeti, yorgunluk verecek kadar doyuruyordu.
Bir türlü anlayamadığı, bir türlü içlerine karışamadığı ve bunu zaten asla istemediği bu insanlarla arasında çelik bir duvar gibi yükselttiği bu tebessüm, onun müracaat ettiği son çareydi.
Kendini bu şehrin korkunç akıntısından, ancak, etrafında ördüğü bu soğuk duvarla kurtacağını sanıyordu.
Hep yazmak istiyorum. Ama ne lüzumu var? Bu kadar yazdım da ne oldu?
Bizim kıza yarın başka bir defter almalı ve bunu kaldırıp saklamalı.
Her şeyi, her şeyi, bilhassa ruhumu hiç bulunmayacak yerlere saklamalı...