Halil

Halil
'Psikoloji Bölümü Öğrencisi 'INFJ, 5w4, sp/sx
Benim mutsuzluğum, benim mutluluğum derindir, ey tuhaf gün; ama bir tanrı değilim ben yine de, bir tanrı cehennemi değilim: d e r i n d i r onun acısı. ... Tanrının acısı daha derindir, ey tuhaf dünya! Tanrının acısına uzat elini, bana değil! Neyim ki ben! Sarhoş, tatlı bir lir,- bir gece yarısı liri, bir çan sesli kurbağa, hiç kimsenin anlamadığı, ama sağırlara konuşması g e r e k e n, ey daha yüce insanlar. Çünkü siz beni anlamıyorsunuz! Geçti! Geçti! Ey gençlik! Ey öğle! Ey öğleden sonrası! Şimdi akşam geldi ve gece ve gece yarısı- köpek uluyor, rüzgâr: Bir köpek değil midir rüzgâr? İnliyor, havlıyor, uluyor. Ah! Ah! Nasıl da iç çekiyor! Nasıl da gülüyor, nasıl da hırıldıyor ve soluyor gece yarısı! Nasıl da aklı başında konuşuyor bu sarhoş şair! Fazla mı kaçırdı sarhoşluğu? Fazla mı uyanık şimdi? Geviş mi getiriyor? -Acısını geviş getiriyor rüyasında, bu kadim, derin gece yarısı; acısından da çok hazzını. Acı derinleştiğindeki haz: H a z daha da derindir y ü r e k a c ı s ı n d a n.
Reklam
Gece Yarısı
Gece yarısı ölümünün sarhoş mutluluğu diyor ki: Derindir dünya, daha derindir gündüzün düşündüğünden.
Bu muydu yaşam?
"Bütün dostlarım," diye konuştu en çirkin insan, "ne dersiniz? Bugün sayesinde, -ilk kez seviniyorum ben, tüm yaşamımı yaşadığıma. Bu kadar tanıklık etmek de yeterli değil bana. Yeryüzünde yaşamaya değer: Zerdüşt'le birlikte geçirdiğim bir gün, bir bayram, yeryüzünü sevmeyi öğretti bana. 'B u muydu- yaşam?' diye sormak istiyorum ölüme. 'Pekâlâ! Bir kez daha!' Dostlarım, ne dersiniz? Siz de benim gibi ölümle konuşmak istemez misiniz: 'Bu muydu- yaşam? Zerdüşt aşkına, pekâlâ! Bir kez daha!' '' --
Eşek Tanrı(Eşek de İ-A diye anırdı bunun üzerine)
Ama birdenbire irkildi Zerdüşt'ün kulakları; o ana kadar gürültü ve kahkaha dolu olan mağara ansızın ölüm sessizliğine bürünmüştü; yanan çam kozalaklarının kokusu gibi güzel bir duman ve tütsü kokusu geldi burnuna. "Ne oluyor? Ne yapıyorlar?" diye sordu kendine ve usulca yaklaştı mağaranın girişine, onlara fark ettirmeden görebilsin diye misafirlerini. ama mucize üstüne mucize! Neredeyse inanamayacaktı gözlerine! "Hepsi yeniden dini bütün oldular, dua ediyorlar, çıldırmışlar!"- diye konuştu ve hayretler içinde kaldı. Ve gerçekten tüm bu daha yüce insanlar, iki kral, hizmet dışı kalmış papa, kötü büyücü, gönüllü dilenci, gezgin ve gölge, yaşlı kâhin, tini vicdanlı ve en çirkin insan; hepsi de çocuklar ve inançlı yaşlı kadınlar gibi dizüstü çökmüşler eşeğe tapınıyorlardı. Ve bu sırada en çirkin insan homurdanmaya ve hırıldamaya başladı, sanki tarif edilemez bir şeyi söylemek istiyordu; ama gerçekten ağzından sözcükler çıkmaya başladığında, bakın hele, tuhaf, dindar bir ilahiydi söylediği, tapılan ve tütsülenen eşeği övmek amacıyla. Şöyleydi bu ilahi: Amin! Ve övgü ve onur ve bilgelik ve şükran ve şan ve güç tanrımıza olsun, daima ve daima! -Eşek da İ-A diye anırdı bunun üzerine. Taşır yükümüzü, uşak yerine geçer, yürekten sabırlıdır ve hiçbir zaman Hayır demez; tanrısını seven onu pataklar. -Eşek de İ-A diye anırdı bunun üzerine. Konuşmaz: yarattığı dünyaya her zaman Evet demenin dışında: böyle över dünyasını. Akıllılığıdır konuşmaması: böyle hiç haksız çıkmaz. -Eşek de İ-A diye anırdı bunun üzerine. Gösterişsiz dolaşır dünyayı. Gridir en sevdiği renk, erdemlerini gizler bu rengin ardında. Tini varsa, gizler onu; ama herkes inanır uzun kulaklarına. -Eşek de İ-A diye anırdı bunun üzerine. Nasıl da gizli bir bilgeliktir uzun kulaklarının olması ve her zaman Evet
Sofuların bu tapınması ve kokuşmuşluğu için fazlasıyla temiz değil mi senin tinin?
Reklam