Bu güzelim havayı içe içe
çanaklar gibi şişmiş burun deliklerimle,
geleceksiz, anısız,
öylesine oturuyorum burada,
ey en sevgili dostlar,
ve palmiyeyi seyrediyorum,
onun, bir dansöz gibi,
eğilip bükülmelerini, kalça kıvırmalarını
-kişi kendi de oynamaya başlıyor, çok seyredince!
çok uzun, tehlikelice uzun bir süre
hep, hep, tek bir bacağının üstünde?
-sanki unutmuş gibi geliyor bana
öteki bacağı?
Bakındım, bakındım
boşuna- bulamadım o kayıp
ikiz mücevheri
-yani öteki bacağı-
aziz, nezi
yırtmaçlı, kıpır kıpır kıpırtılı etekliğinin
kutsal yakınlığında.
Evet, güzel dostlarım,
inanır mısınız bana:
kaybetmiş bacağını!
Yitip gitmiş,
sonsuza dek yitik,
öteki bacakcık!
Ah, yazık o sevgili öteki bacağa!
Nerelerde- geziniyor acaba, terk edilmişlikle hüzünlü,
o yalnız bacak?
Belki de korku içinde