"Belki de sen sülüğü tanıyan kişisin?" diye sordu Zerdüşt;
"En temele kadar sülüğün peşinden gidiyorsun öyle mi, seni vicdanlı?"
"Ey Zerdüşt," diye yanıtladı, üstüne basılan adam, "bu muazzam bir şey olurdu, nasıl böyle bir şeye yeltenebilirim ki?
Benim usta ve bilgi sahibi olduğum alan sülüğün b e y n i d i r: budur benim dünyam!
Bir dünyadır o da! Ama burada gururumun dile gelmesini bağışla, çünkü bir eşim yoktur bu alanda. Bu yüzden 'Burası benim ülkem' dedim.
Ne kadar uzun süredir gidiyorum bu sülük beyninin peşinden, en kaygan hakikat kayıp gitmesin diye elimden!
burasıdır benim ülkem!
-bu yüzden fırlatıp attım geri kalan ne varsa, bu yüzden başka hiçbir şey umurumda değil; ve bilgimin hemen yanı başında yatıyor benim kara cehaletim.
Tinimin vicdanı istiyor benden bir şeyi bilmemi ve başka hiçbir şeyi bilmememi: tiksindiriyor beni tüm yarım akıllar, tüm puslular, uçuşanlar, düşlere dalanlar.
Dürüstlüğümün bittiği yerde körüm ve kör olmak isterim.
Ama bilmek istediğim yerde dürüst de olmak isterim, yani sert, katı, hoşgörüsüz, gaddar, acımasız.
"Ey Zerdüşt," diye söze başladı üzgün bir sesle, "mutluluktan başı dönen biri gibi durmuyorsun; düşmemek için dans etmek zorunda kalacaksın!
Ama benim önümde dans etmek ve sağa dola sıçramak istesen bile, hiç kimse şöyle diyemez bana 'Bak, burada son neşeli insan dans ediyor!
Boşuna gelmiş olur bu yüksekliğe o i n s a n ı burada arayan; mağaralar bulur elbette ve arka mağaralar, saklananlar için saklanacak yerler bulur, ama mutluluk kuyuları ve hazine odaları bulamaz ya da yeni mutluluğun yeni altın damarlarını.
Mutluluk- böyle gömülüp saklanmışlarda ve münzevilerde nasıl bulunabilir mutluluk! Son mutluluğu mutlu adalarda ve uzaklarda, unutulmuş denizlerin arasında mı aramalıyım?
Ama her şey aynı, her şey boş, hiçbir arayış işe yaramaz, artık mutlu adalar da yok!''--
Duru göğü gerdiysem üzerime ve kendi kanatlarımla uçtuysam kendi göğümde:
Oynayarak yüzdüysem derin ışık uzaklıklarında ve geldiyse benim özgürlüğümün kuş-bilgeliği-
kuş bilgeliği der ki: "Bak, yukarısı yok, aşağısı yok! Bırak kendini sağa sola, dışarıya, geriye, ey hafif kişi! Şarkı söyle! Konuşma artık!
-tüm sözcükler ağırlar için yapılmış değil midir? Hafiflere tüm sözcükler yalan söylemez mi? Şarkı söyle! Konuşma artık!"
İç çekişim tüm insan mezarlarının üzerinde oturdu ve bir daha ayağa kalkamadı; iç çekişim ve soru soruşum gece gündüz haber verdi felaketi ve boğdu ve kemirdi ve yakındı:
"Ah, daima geri gelir insan! Daime geri gelir küçük insan!"
Çıplak görmüştüm eskiden ikisini de, en büyük ve en küçük insanı: çok benziyorlardı birbirlerine- pek insancaydı henüz büyüğü bile!
Pek küçüktü, en büyüğü! Buydu benim bıkkınlığım insandan! Ve en küçük bile bengi yeniden gelişi! Buydu benim bıkkınlığım tüm varoluştan!
Ah, tiksinti! Tiksinti! Tiksinti!" -- Böyle Söyledi Zerdüşt ve iç çekip titredi; çünkü hastalığını anımsamıştı.