Halil

Halil
'Psikoloji Bölümü Öğrencisi 'INFJ, 5w4, sp/sx
Gönüllü Dilenci
''Ne mi arıyorum burada?'' diye yanıtladı adam. ''Sen ne arıyorsan onu, seni huzur bozan! Yani yeryüzündeki mutluluğu!'' Ama bu ineklerden öğrenmek istiyorum onu. Çünkü haberin var mı ki, sabahın yarısını onlara dil dökerek geçirdim; tam da söyleyeceklerdi şimdi. Neden rahatsız ediyorsun onları? Geriye dönüp, inekler gibi olmadığımız sürece göklerin krallığına gidemeyeceğiz. Onlardan öğreneceğimiz tek bir şey var: geviş getirmek. Ve sahiden, insan tüm dünyayı elde etse bile, bu bir tek şeyi, geviş getirmeyi öğrenmediği sürece ne faydası var! Kurtulamaz kederinden, büyük kederinden: ama günümüzde t i k s i n t i diyorlar buna. Yüreği, ağzı ve gözleri tiksintiyle dolu olmayan var mı? ... Şehvetli hırs, acı kıskançlık, kederli intikam düşkünlüğü, ayaktakımı gururu: tüm bunlar çarptı yüzüme. Yoksulların mutlu olduğu doğru değil artık. Göklerin krallığı ineklerin." "Peki neden zenginlerin değil?" diye sordu Zerdüşt sınarcasına; barışçıl adamı hiç çekinmeden koklayan inekleri kovdu bu sırada. "Neden sınıyorsun beni?" diye yanıtladı beriki. "Sen benden daha iyi biliyorsun ya. Beni en yoksullara götüren neydi, ey Zerdüşt? En zenginlerimizden duyduğum tiksinti değil miydi? -Zenginliğin kürek mahkûmlarından, her türlü çöp yığınından kendilerine menfaat çıkaranlardan, kokuları ayyuka çıkan, soğuk bakışlı, azgın düşünceli bu ayaktakımından, bu altın suyuna batırılmış sahte ayaktakımından, babaları yankesici, leş kargası ya da paçavra toplayıcı olanlardan, kadınları uysal, şehvetli, unutkan olanlardan duyduğum tiksinti: -orospulardan pek farkı yoktur ki bu kadınların- yukarıda ayaktakımı, aşağıda ayaktakımı! Bugün artık kim 'yoksul', kim 'zengin'! Unuttum bu ayrımı- bu yüzden kaçtım uzaklara, kaçtıkça kaçtım, bu ineklerin arasında gelene dek!
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Diyorlar ki bana, insan kendini severmiş: ah, ne kadar büyük olmalı bu kendini sevme! Ne kadar çok aşağılama var karşısında! Şuradaki kişi de sevdi kendini, kendini aşağıladığı gibi- büyük bir seven ve büyük bir aşağılayandır o. Kendini ondan daha çok aşağılayan birini bulamadım henüz; bu da bir yüceliktir. Yazık, belki de o y d u çığlığını duyduğum daha yüce insan? Büyük aşağılayanları severim ama insan aşılması gereken bir şeydir." Böyle Söyledi Zerdüşt
En Çirkin İnsan
Şimdiye kadar tüm başarıyı iyi takip edilenler kazanmamış mıdır? İyi takip eden kolay izlemeyi de öğrenir: -nasıl olsa bir kere- arkadadır! Ama onların m e r h a m e t i n d e n- onların merhametinden kaçıyorum ve sana sığınıyorum... Senin utancın, ey Zerdüşt, onur verdi bana! Can havliyle çıktım, merhametliler kalabalığından, bugün, 'Merhamet etmek usandırıcıdır,' diye öğreten biricik kişiyi- seni, bulayım diye ey Zerdüşt! -İster tanrının merhameti olsun, ister insanın: merhamet utanca aykırıdır. Ve yardım etmek istememek, o sırnaşık erdemden daha soylu olabilir. Tüm en küçük insanlarda bile bugün erdem deniliyor buna, merhamet etmeye: büyük talihsizliklere, büyük çirkinliklere, büyük başarısızlıklar hiç saygı duymuyorlar. ... Büyük acı çekenin utancından utanırsın; ve sahiden, 'Merhametten bu yana büyük bir bulut geliyor, dikkatli olun, ey insanlar!' derken.
"Her zaman gördü b e n i: böyle bir tanıktan intikam almak istedim- ya da kendim ölmek. Her şeyi, i n s a n ı d a gören tanrı: ölmeliydi bu tanrı! İnsan katlanamaz böyle bir tanığın yaşamasına." Böyle söyledi en çirkin insan.
Onu en çok seven ve ona en düşkün olan, şimdi onu en çok kaybedendir.