...Aristoteles dile getirmiş, daha önce duyularda bulunmayan hiçbir şeyin bilinçte de bulunmayacağını söylemişti. Böyle bir görüş, insanın doğarken idealar dünyasından bazı fikirleri de getirdiğine inanan Platon'a yöneltilmiş açık bir eleştiridir aynı zamanda.
"Spinoza'ya göre insanın tutkuları -örneğin hırs ve arzu- onu gerçek mutluluk ve uyuma ulaşmaktan alıkoymaktadır. Ama her şeyin zorunlu olarak gerçekleştiğini bilirsek, doğayı bir bütün haline kavrayabiliriz. Her şeyin birbirine bağlı olduğu, hatta tek bir şey olduğu duygusunu kristal berraklığıyla yaşayabiliriz. Amacımız var olan her şeyi toplu bir bakışla kavrayabilmektir. Spinoza buna her şeyi sub specie aeternitatis görmek demişti."
"Yani?"
"Yani her şeyi sonsuzluk açısından görmek...''
Bir dış zorlama bizi durdurabilir. Bizde yatan olanakları özgürce geliştirebiliyorsak, ancak o zaman özgür insanlar olarak yaşıyoruz demektir. Ama yine de içimizde verili olanlar ve dış koşullar tarafından yönlendirileceğiz- tıpkı Ren Vadisi'ndeki Taş Çağı çocuğu, Afrika'daki aslan ya da bahçedeki elma ağacı gibi
Geometrik yöntem dille ya da sunuş biçimiyle ilgili. Descartes'ın matematiksel yöntemi felsefe de uygulamak istediğini biliyorsun. Bununla kastettiği, kesin çıkarsamalarla kurulmuş bir felsefî düşünümdü. Spinoza da aynı rasyonalist gelenekten bir düşünür. Etiğinde insan yaşamanın nasıl doğa yasalarınca yönetildiğini göstermeye çalışmıştı. Bu yüzden kendimizi duygularımız ve izlenimlerimizden kurtarmalıyız, diyordu, çünkü ancak bu şekilde huzur bulup mutlu olabiliriz.