Hume ölüm döşeğindeyken ziyaretine gelen bir dostu 'Ölümden sonra bir yaşam olduğuna inanıyor musun?' diye sormuş. Hume da demiş ki, olabilir, ateşe konan bir kömür parçası bakarsın yanmaz.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bizdeki ben tasavvuru aslında hiç aynı anda yaşamadığımız tek tek izlenimlerin zincirleme birbirine eklenmesinden oluşuyor. Hume 'izlenmesi imkânsız bir hızla birbirine eklenen ve sürekli akıp hareket eden çeşitli bilinç içeriklerinin bir demetinden' söz eder. Bilincimiz böyle çeşitli içeriklerin 'peşpeşe sahneye çıktığı, görünüp kaybolduğu, sonsuz bir konum ve tür çeşitliliği göstererek bir araya geldiği bir tiyatro' gibidir. Yani Hume'a göre bu tür yaklaşım ve izlenimlerin içinde veya altında toplandığı ve tekrar ayrıldığı herhangi bir temel kişiliğe sahip değiliz.
Descartes'taki apaçık Tanrı tasavvuru ne olacak?
...
Diyelim ki Tanrı'yı sonsuz ölçüde zeki, akıllı ve iyi bir varlık olarak tasavvur ediyoruz. Yani bileşik bir tasavvur söz konusu: sonsuzca zeki, sonsuzca akıllı, sonsuzca iyi kavramlarından oluşuyor. Eğer zekâ, akıllılık ve iyilikle hiç karşılaşmış olmasak, hiçbir zaman böyle bir Tanrı kavramına varamayız. Tanrı'yı sert ama adil bir baba gibi de düşünüyor olabiliriz. Yani 'sert', 'adil' ve 'baba'dan oluşan bileşik bir tasavvur. Hume'dan sonra da dini eleştiren birçok kişi aynı noktaya, böyle bir Tanrı tasavvurunun çocukken babamızla olan ilişkiye indirgenebileceğine işaret etmiştir. Bildiğimiz baba kavramının 'cennetteki baba' tasavvuruna yol açtığını söyle bu eleştiri.
Şöyle diyor Hume: ''Herhangi bir kitabı, mesela Tanrı ya da metafizikle ilgili bir yazıyı elimize alınca soralım. Büyüklük ya da sayıları üzerine herhangi bir soyut düşünüşe yer veriyor mu? Hayır. Olgular ve varoluş üzerine deneyime dayanan herhangi bir düşünüşe yer veriyor mu? Hayır. Öyleyse ateşe atın onu, çünkü aldatma ve yanıltmadan başka işe yaramaz.
...
Hume'a göre insan hem izlenimlere hem de tasavvurlara sahiptir. İzlenim dediği, dış dünyanın doğrudan duyumsanmasıdır. Tasavvur ise böyle bir izlenimin hatırlanması.
Erkeğin kadından üstün olması fikri insanların yol açtığı bir durumdu Locke'a göre. Dolayısıyla insanlar tarafından yeniden değiştirilebilirdi.
...
Locke cinslere özgü rollerin tartışıldığı yeni dönemde yetişmiş ilk filozoflardandı. Daha sonra kadınların eşit haklar elde etmesinde önemli bir rol oynayacak olan adaşı John Stuart Mill'i çok etkilemiştir bu açıdan. Zaten Locke ancak 18.yüzyıl Fransız Aydınlanma Çağı'nda tam anlamıyla güçlenecek olan pek çok liberal fikri önceden ifade etmiş bir düşünürdü. Örneğin güçlerin ayrılması ilkesini ilk savunan odur...