Halil

Halil
'Psikoloji Bölümü Öğrencisi 'INFJ, 5w4, sp/sx
Reform-Martin Luther
Ortaçağ'daki Katolik kilisesinde yapılan Latince dinî tören ve dualar ibadetin belkemiğiydi. Kutsal Kitap da Latince olduğundan sadece papazlar ve keşişler tarafından okunuyordu. Ama Rönesans döneminde Aramice ve Yunancadan halkın konuştuğu dillere çeviriler yapılmaya başlandı. Bu da Reform adı verilen gelişme açısından önemli bir şeydi...
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Rönesans Bireyciliği
Daha önce Yer(Earth) her şeyin merkezi sayılıyordu. Ama sonra astronomlar evren hiçbir noktanın mutlak merkez olmadığını açıklayınca, ne kadar insan varsa o kadar da merkez ortaya çıktı. ... Rönesans'la birlikte insanların Tanrı görüşü de değişti. Felsefe ve bilim tanrıbilimden uzaklaştığında, Hıristiyanlıkta giderek yeni bir dindarlık tarzı oluşmaya başladı. Sonra Rönesans'ın bireyci insan görüşü ağırlık kazandı ve bu da dinin uygulanma biçimi üzerinde etkili oldu. Bir örgüt olarak kiliseyle olan ilişki eski önemini yitirmeye başladı, buna karşılık bireyin Tanrı'yla kişisel ilişkisi öne çıktı.
Eylemsizlik yasası
Newton bunu şu şekilde dile getiriyor: ''Dıştan bir kuvvetin etkisi olmazsa cisim durmasını veya sabit hızda hareketini sürdürür.'' Diğeri de iki farklı kuvvetin etkisi altındaki cisimlerin eliptik bir yol izleyeceği. .... Bütün gezegenler Güneş'in çevresinde eliptik yörüngeler çizer ve bu iki farklı hareketin sonucudur. Güneş sistemi oluşurken başlayan doğrusal hareket ve kütleçekimi kuvveti nedeniyle Güneş'e doğru olan hareket.
Ölçülebilir ne varsa ölçmeli, ölçülemeyenleri de ölçülebilir hale getirmeli, demişti 17. yüzyılın en önemli bilimcilerinden olan Galileo Galilei. Doğa kitabının matematik diliyle yazılmış olduğunu söylemişti ayrıca. ... Doğa insanın kullanacağı, faydalanacağı bir şeydi artık. Nitekim İngiliz Filozof Francis Bacon ''Bilgi Güçtür'' demişti. Bilginin pratik faydasını vurguluyordu böylece ve bu da yeni bir şeydi. İnsanlar doğaya müdahale ediyor, egemen oluyorlardı.
Yeni bir doğa kavrayışı
Çok önemli bir şey de, Rönesans'ta yeni bir doğa kavrayışının ortaya çıkmış olmasıdır. Dünyada var olan insanın kendini gerçek evinde hissetmesi ve dolayısıyla dünyadaki yaşamın artık göklerdeki yaşama bir hazırlıktan ibaret sayılmaması, fiziksel dünya karşısındaki tutumu alabildiğine değiştirdi. Doğa artık olumlu bir şey sayılıyordu. Çoğu kimse Tanrı'nın yaratılmış varlıklarda mevcut olduğuna inanıyordu. Sonsuz değil miydi Tanrı? Demek ki her yerde olmalıydı. Bu anlayışa Panteizm(Tümtanrıcılık) diyoruz. Ortaçağ filozofları Tanrı ile yarattıkları arasında aşılmaz bir uçurum bulunduğuna işaret etmişti hep. Oysa artık doğayı tanrısal saymak, hatta 'Tanrı'nın açılımı' olarak görmek mümkündü.