Nietzsche, bir yanda, ebedi dönüş doktrininde, yaşamak ve tekrar tekrar yaşamak istediğimiz şeyi, ebedi tekrar ölçütüne göre seçmemizi istiyor bizden; ama diğer yandan, bize, bütün gerçeği, hiçbir şey eklemeden ve çıkarmadan, nasıl olursa olsun sevmemizi, ve olandan başkasını asla istemememizi öneriyor! Ebedi dönüş ölçütü, bizi, yalnızca sonsuzca tekrar etmesini dileyeceğimiz anları seçmeye davet ederken, kadere evet diyen amor fati doktrini, aynı gerçek sevgisiyle, istisnasız her şeyi kabul etmeyi ve anlamayı talep ediyor. Bu iki tezi nasıl uzlaştıracağız?
Kuşkusuz, kader sevgisinin, ebedi dönüşün son derece seçici gereklerini mümkün mertebe uyguladıktan sonra geçerli olabileceğini kabul ederek: Bu ebediyet ölçütüne uygun yaşarsak, en nihayetinde grand style içerisinde, en yüksek yoğunlukta kendimizi keşfedersek, her şey bizim için iyi olacaktır. Kaderin kötü tesadüfleriyle birlikte iyi tesadüfler de varoluş hakkı bulamayacaktır. Böylece en nihayet, bütünüyle gerçeğin içinde, sanki her an, ebediyetin ta kendisiymiş gibi yaşayabiliriz; ve bu Budistlerin ve Stoacıların vaktiyle görmüş olduğu bir sebepten dolayı böyledir: Şayet her şey zorunluysa, şayet gerçeğin aslında şimdiden ibaret olduğunu kavrarsak, geçmiş ve gelecek bize, başka türlü yapabileceğimiz ve yapmamız gerektiğini hatırlatarak suçlu hissettirme konusunda sahip
olduğu bitimsiz gücü en sonunda kaybedecektir. Vicdan azabı, geçmişe özlem, pişmanlık ve ayrıca gelecek karşısında, bizi sürekli içsel çatışmalara, kendimizle kavgaya sürükleyen şüphe ve tereddütler; dirimsel güçleri birbirleriyle karşı karşıya getiren tepkiselliğin zaferi en nihayet son bulacaktır.