Çağdaş felsefenin ilk imkanı: Nietzsche, Marx ve Freud tarafından açılmış yapısöküm yolunu takip etmek. Elbette, başka yollar da dahil, Nietzsche'nin çalışmasını veya
daha genel konuşmak gerekirse yapısöküm çalışmasını takip edebiliriz. "Daha genel" olarak dedim çünkü Nietzsche, her ne kadar bence en büyükleri de olsa, tek "soybilimci", biricik "yapısökümcü", putların tek düşmanı değildir. Az önce saydığım gibi Marx ve Freud da öne çıkar bu konuda ve 20. yüzyılın başından bu yana bu üçünün, tabir yerindeyse, binlerce çocuğu olmuştur. Burada saydığım şüphenin filozoflarına, esasen büyük materyalistlerin yapısökümcü çalışmalarını takip eden devasa beşeri bilimler akımını
da eklemek gerekir. Örneğin sosyolojinin bütün bir cenahı, kendini özerk ve özgür addeden bireylerin, etik, siyasal, kültürel, estetik ve hatta giyim tercihleri söz konusu olduğunda aslında, "sınıf habitusu" -yani jargonu bir yana bırakacak olursak, içine doğduğumuz ailevi ve sosyal ortam- tarafından nasıl bütünüyle belirlendiğini göstermeye soyundular. İspata dayanan bilimler de, başta biyoloji olmak üzere, Nietzsche'ci bir tarzda, meşhur "putlar"ımızın aslında beynimizin bütünüyle maddi olan işleyişinin bir ürünü veya insan türünün, ortamın tarihine uyarlanma zorunluluğunun salt ve basit bir etkisi olduğunu göstermeye çalıştılar. Örneğin, demokrasi ve insan haklarından yana oluşumuz, son kertede, saf ve çıkar gütmez bir entelektüel tercih olarak değil, türün devamı için çıkarlarımızın savaş ve çatışmadan çok uyum ve işbirliğinden yana oluşuyla açıklanacaktır. Böylelikle, gerçekten de bin farklı şekilde, Nietzsche tarafından ortaya koyulan felsefe tarzını işlemeye ve düşünmeye devam edebiliriz. Ve esasen, çağdaş felsefenin yaptığı şey de budur.