Hiç kimse senin gibi sürekli sevilmeyi isteyemez. Hiç kimsede kötülük böylesine çekici değildir. Hiç kimsenin bakışı öylesine mutluluk vermez karşısındakine. Kişisel üstünlüklerinden hiç kimse senin gibi yararlanamaz. Ve hiç kimse senin gibi derinden mutsuz olamaz, çünkü herkes öyle olmadığına inandırmaya çalışır kendini.
Göklerde yeryüzünde olduğundan uzundur süreklilik.
Ne olacak ki? Ölümse ölüm! Dünya için büyük bir kayıp sayılmaz benim yokluğum. Üstelik canım da sıkılıyor bu dünyada... Arabası henüz onu almaya gelmediği için baloda uyuklayan biri gibiyim. Ama artık hazır arabam... Hoşça kalın!
Kimi zaman küçümserim kendimi... Başkalarını da küçümsemem bundan mıdır acaba?.. Soylu çıkışlara olan yeteneğimi yitirdim. Kendime karşı gülünç duruma düşmekten korkuyorum. Benim yerimde başka biri olsaydı, küçük prensese son cœur et sa fortune (kalbini ve servetini) önerirdi. Ama benim için evliliğin büyülü bir anlamı vardır: Bir kadını ne kadar büyük bit tutkuyla seversem seveyim, yalnızca, onunla evlenmek zorunda olduğumu bana hissettirmesi sevgimin bitmesi için yeterlidir! O anda taşlaşır kalbim, bir daha da ısınmaz. Bundan başka her türlü fedakârlığa hazırımdır. Hayatımı da, onuru mu da yirmi kez koyabilirim ortaya... Ama özgürlüğümü asla vermem. Neden bu kadar değer veriyorum özgürlüğüme? Ne işime yarayacak özgürlüğüm?.. Neye hazırlıyorum kendimi?.. Gelecekten beklediğim nedir?.. Hiçbir şey! Doğuştan bir korku bu... Açıklayamayacağım bir önsezi. Evet, örümcekten, hamamböceğinden, fareden nedenini bilmeden korkan insanlar vardır...